İddianamede/Gerekçeli Kararda Karartılan Gözden Kaçırılmaya Çalışılan Deliller, Saptırma, Tanık Yönlendirme İşlem ve Eylemleri

Mahkeme, sanıkların son savunmalarını dikkate almadan ve alıntı yapmadan, dava sürecinde sanıklarca talep edilerek dosyaya dahil edilen ve atılı suçun aksini ispatlayan sayısız belgeye ilişkin gerekçe göstermeden, önceden karar verildiği ve yazıldığı anlaşılan gerekçeli kararda, sadece sanıkların ilk savunmalarından özetleyip bağlamından kopardığı, yasak sorgu usulü ile belgeler gizlenerek, gerçek ve imzalıymış gibi yönlendirilerek alınmış ve çarpıtılmış savcılık ifadelerinden de alıntılar yaparak, sanki dava 5 yıl boyunca hiç devam etmemiş gibi, sanıkların son savunmalarından söz etmeden karar vermiştir. Bu durum, gerekçeli kararın çok önceden kaleme alındığını da göstermektedir.

İddianamede/gerekçeli kararda karartılan gözden kaçırılmaya çalışılan deliller, saptırmalar, tanık yönlendirme işlem ve eylemleri aşağıdadır;

1. Karara esas alınan CD5’i Fettullah tarikatı iltisaklısı Tamer Tatar’a kargo ile gönderen meçhul kişinin tespitine yönelik bir soruşturma yapılmasından kaçınılmış, CD5’i elden telim eden, Tamer Tatar, teslim alan Fikret Seçen, Zekeriya Öz ile üzerinde işlem yapan, Mustafa Bilgili, Kemal Çetin ve TÜBİTAK çözümlemesini yapan, Ünal TATAR, Yakup KORKMAZ, Cihat YILDIZ ve Muharrem Köse adlı kişilerin somut olarak mahkeme kararı ile ortaya çıkmış olan FETÖ ile olan ilişkileri ve CD5’in boş olarak kendilerine teslim edilen, Mahmut KISKACI, Hüseyin ALAÇAM adlı şahısların yukarıdaki kişi ve FETÖ ile  olası iltisakları dikkate alınmamış, araştırılmamıştır.

2. Genelkurmay Başkanlığı’nın 25 Aralık 2012 gün ve MEBS:9160-51525-12/Bil. Sis. D.Bil. Sis. İşlt. Ş.6451378 sayılı resmi yazı ile belirtmiş olduğu CD5’in Genelkurmay Başkanlığı Karargâhına ait olmadığına” dair resmi belgesine rağmen CD5’in Genelkurmay Başkanlığına aitmiş gibi mahkemece delil olarak kabul edip hüküm kurmuştur.

3. Mahkeme, bilirkişi raporlarında belirtilen CD 5 / DWD nin,  “BİLGİSAYARIN AYARLANDIĞI SAAT OLAN 05.2007 14:54 tarihinde oluşturulduğu ve bu tarihten sonra değişiklik yapılmadığı  tespitini çarpıtıp, bu tarihin kullanıcı tarafından “bilgisayarın ayarlandığı tarih” olduğunu gizleyip,  gerçek  tarih (real time)  olduğu izlenimi yaratmış ve bu tarihten sonra kolluk ve adli makamlarca hiçbir değişiklik yapılmadığını hukuka ve bilirkişi raporlarına aykırı olarak kabul etmiştir. Bu suretle, hukuka aykırı elde edilmiş,  içinde şüpheli bulunan ve o tarihte piyasada bulunmayan program sürümleri ile oluşturmuş, kumpasçı kullanıcı tarafından saati 25.Mayıs 2007 tarihine ayarlanarak oluşturulmuş dosyalar bulunan  CD 5/DWD yi  kararına dayanak almıştır.

4. Sözde BÇG belgelerini bilgisayarda yazdıkları iddia edilen sivil memurlardan, Ömer ÖZKAN, Serhat ALTAY 78.celsede, Recep DURLANIK’ın ise 79. Celsede ve huzurda verdikleri ilke ifadelerinde soruşturma aşamasındaki ifadelerin çarpıtılarak tutanağa geçtiği yönlendirme, tehdit ve korkutma ile bazı konularda iradeleri dışında CMK m.148’e aykırı ifadelerinin alındığı,  dosyaya sanık olarak konulmakla üstü örtülü şekilde tehdit edildiklerini beyanları ile ortaya çıkmıştır.   Adı geçen sivil memurların hukuka aykırı şekilde alınan ifadelerinin, savcının iddianamedeki yasa dışı kurul/çalışma grubu oluşturulduğu savının altını doldurmak maksadıyla kurgulandığı, savcının adli görevi kötüye kullanıldığına işaret etmektedir.

5. İddianame ve ekinde delil klasörleri ile TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu raporunda yer alan ancak TBMM raporun eksiksiz iddianamede ise kasıtlı olarak eksik şekilde alıntısı yapılan 2 Haziran 1997 tarihli, Gen.kur.Bşk.nı ıslak imzasını taşıyan yazının içeriğindeki, 3 ve 4 ncü maddelerini iddianamedeki yazıda olmaması, (sh:254-55) fakat TBMM raporunda 1,2,3 ve 4 yani tamamının yer alması,(sh;1054 yazısı içeriğinde) soruşturmanın yönlendirilmesi maksadını taşımaktadır. Zira bu konuyla ilgili yazının 3. Maddesinde 5 Mayıs 1997 tarihli BÇG Bilgi İhtiyaçları belgesinin Emniyet Müdürlüğü eski personeli onbaşı Kadir SARMUSAK tarafından çalındığı, belgenin TSK ve generalleri hakkında istihbarat toplayan devletin kurumlarını karşı karşıya getiren bir yapılanmanın söz konusu olduğu ifade edilmektedir. Savcılık bu bölümü alıntılamayarak gerçek durumu gizlemiş, karartmıştır.

6. Müştekiler T. Çiller ve M.Akşener’in, iddianameyi hazırlayan savcı Bilgili tarafından, kendilerine gösterilmiş olan imzasız el yazılı not (iddianameye ilişik) okutularak, sanıklardan alınan yazı örneklerinin el yazısı notla uyuşmadığının tespit edilmiş olmasına rağmen gerçek belgeymiş gibi ifadelerinin alınmasından sonra çıkışta basın açıklamasında bu konuyu gündeme getirip sanıklar hakkında asılsız suçlama yapmalarının sağlanması, sanıklar tarafından yazılmış gibi izlenim yaratılması da müştekilerin yönlendirilmesi ve kumpasın işaretidir.

7. Savcının, “ŞEMO” kod adlı terör örgütü yöneticisinin yakalanması Üzerine 7.Kolordu Komutanlığınca hazırlanan bilgi notunun geliştirilip komuta katına arz edilmek üzere Gen. Kur. II.Başkanlığınca 3 sayfalık not şekilde takdim edilen andıçın güçlü eylem planı ile karıştırılmak suretiyle sahte olan bir eylem planına mal edilmesi de mahkemeyi yanıtmaya dönük bir çabadır. İddianame sh.583-597 de yer alan eylem planı MY-75 1 A ya aykırıdır ve askeri yazışma kurallarına uymamaktadır, yazıda imza yoktur.

8. Mahkeme iddianamede yer alan ve sanıklarca talep edilen; TSK’nın “irtica ile mücadele” görevinin Bakanlar kurulu kararı ve başbakan direkti olduğunu gösteren davanın temel delillerinden olan 1997 tarihi öncesi ve sonrasında yürürlükte bulunan; Milli Güvenlik Siyaset Belgesi (MGSB-Bakanlar Kurulu Kararı), Türkiye’nin Milli Askeri Strateji Konsepti (TÜMAS-Başbakan Direktifi), İç Tehdit Dokümanı, MGK Genel Sekreterliğinin YAVUZ Psikolojik Harekât Planı (Başbakan Direktifi), Gnkur. Başkanlığı 1997 yılı “KOMUTANLIK TARİHÇESİ” ( ATASE Başkanlığında süresiz saklanan) gibi belgeleri dosyaya dahil etmeyerek delil gizlemiş ve bu suretle adil yargılanma hakkını ihlal etmiştir.

9. 7 Nisan 1997 tarihli tarihçe sayfasında “GENERAL/AMİRAL toplantısı yazdığı halde, sözde 7 Nisan 1997 tarihinde İnönü salonunda yapıldığı ileri sürülen BÇG toplantısı tutanağının ilk sayfasındaki “KATILANLAR” kısmında rütbesi Albay ve daha küçük olan “İlgili Proje Subayları” nın katıldığı belirtilmektedir. Bu nasıl bir General/Amiral toplantısıdır?  Mahkeme, 7 Nisan 1997 tarihli sözde BÇG toplantı tutanağına dayanak oluşturmak üzere, Gensek. Tarihçesinde yazılı  “General/Amiral toplantısı ile ilişkilendirmeye çalışmış, ancak mantıksal kurgu hatası yapmıştır.  Mahkeme, dosyada bulunan sözde delili (7 Nisan 1997 günlü tarihçe) bile saptırarak, düşük rütbeli askerlerin de katıldığı BÇG toplantısı olarak tarif ederek delil saptırmıştır.

10. 7 Nisan 1997 tarihli irtica konusunda alınacak tedbirler başlıklı belgenin Genelkurmay Başkanlığınca ONAYLANMIŞ OLDUĞU hem savcılık hem de mahkeme tarafından ileri sürülmüştür. Bu gerçek dışıdır. Karara kasıtla dayanak üretmekten ibarettir.

G.K. s.165 de ;  “7 Nisan 1997 tarihli irtica konusunda alınacak tedbirler başlıklı gizli ibareli 6 sayfadan oluşan belgenin aslının emanetin 2013/10 sırasında kayıtlı olduğu, belgenin onaylı suretinin Genelkurmay Başkanlığının 30 Ocak 2013 tarihli cevabi yazı ekinde Başsavcılığa gönderildiği “ şeklinde ifade edilerek belgenin Gnkur. Başkanlığınca onaylandığı izlenimi yaratılmıştır.

30 Ocak 2013 tarihli yazı ve ekinde bulunan söz konusu belgeden de görüleceği üzere (3.Kls.syf 294) aslında söz konusu isimsiz ve imzasız tutanağın üzerinde Genelkurmay Başkanlığı’nın herhangi bir onayı hiçbir şekilde yer almamaktadır. Dolayısıyla 7 Nisan 1997 sözde toplantı tutanağının; kuvvetli suç şüphesini kanıtlayan hiçbir hukuki dayanağının olmadığı, delil karartılmasına rağmen anlaşılmaktadır.

11. Gerekçeli karar (s.2983) de; “Konsept belgesi ve TSK’nın hiçbir dokümanında “irticai görüşe sahip olma” veya “irticai eğilimli personel” ifadelerinin tanımlanmadığı, bu tespitlerin nasıl yapılacağına ilişkin kriterler getirilmediği değerlendirmesi yapmıştır. Oysaki on yıllardır uygulandığı gibi, halen TSK da; yıkıcı, bölücü ve irticai unsurla mücadele ve tanımlar ile buna ilişkin usul ve esaslar TSK İstihbarata Karşı Koyma, Koruyucu Güvenlik ve İşbirliği Yönergesinde yer almakta ve bu mevzuata göre yürütmektedir. İddianame ve kararda fişleme, sakıncalı/şüpheli personel işlemleri, birlik ve personel güvenliğine ilişkin işlemler ve irtica ile mücadelede uygulanacak usul ve esaslar gibi bir çok husus bu yasal doküman da yer almakta ve TSK’ya bu konularda emir vermektedir. Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yönetmeliği (13 Nisan 1990 tarihli ve 20491 sayılı resmi gazetede yayınlanan) TSK da Güvenlik soruşturmasının TSK İstihbarata Karşı Koyma, Koruyucu Güvenlik ve İşbirliği Yönergesi esaslarına göre yapılacağını hükme bağlamıştır. Dava dosyasında bulunan Genelkurmay Başkanı imzalı TSK dışında Milli Savunma, İçişleri ve Dışişleri Bakanlıkları ile MGK Genel Sekreterliği, MİT Müsteşarlığı ve NATO Komutanlıklarına da dağıtımı yapılmıştır. 

Kaldı ki; söz konusu tanımlar; MGK kararlarında, Milli Güvenlik Siyaset Belgesinde, Türkiye’nin Milli Askeri Strateji Konseptinde, irtica tehdidine karşı alınacak önlemlere ilişkin Başbakan Necmettin Erbakan (14 Mart 1997 tarihli başbakanlık Direktifi) İçişleri Bakanı Meral Akşener (28 Mart 1997 tarihli İç İşleri Bakanlığının genelgesi) ve Adalet Bakanı Şevket Kazan’ın (14.04.1997 Adalet Bakanlığı genelgesi) yazılarında, TSK İç Hizmet Yönetmeliğinin Madde 664/4. maddesinde ve Refah Partisinin kapatma davasına ait Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararında “Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin hiçbir döneminde olmadığı şekilde «irtica» tehlikesiyle karşı karşıyadır.“  şeklinde açık ve tanımlıdır. Ancak mahkeme, mevzuatı ve Anayasa mahkemesinin kararını da yok sayarak karartmıştır. Kanunlar ve anayasa mahkemesi kararları anayasamız gereği tüm kişi ve kuruluşları ile yargı makamlarını da bağlar.

12. 29 Nisan 1997 tarihli BÇG Rapor Sistemi konulu belgenin Genelkurmay Genel Sekreterliğine “BİLGİ ” için gönderdiği hem gerekçeli kararın belge açıklamasında (G.K 3703), hem de klasörde bulunan belgede açıkça yer almasına rağmen, Mahkeme son değerlendirmede 29 Nisan 1997 tarihli BÇG Rapor Sistemi konulu belgenin Gnkur. Genel Sekreterliğine “GEREĞİ İÇİN”  gönderildiği iddia ederek hükme esas aldığı görülmektedir (G.K s.3709).

13. K.s.2985 de; 6 Mayıs 1997 tarihli belge hakkında;  Ayrıca bu belgenin sanıklar Çevik Bir, İdris Koralp ve tanık Ömer Özkan’ın beyanları ile doğruluğu tespit edilmiş dijital ortamda da yer alan bu belge, belgenin imza bloğunda imzası bulunan ve belgeyi hazırlayan kişiler tarafından doğrulanmış, imha edildiği bildirilen bu belgenin olmayan ve kayda girmeyen belgenin imhasının mümkün olmadığı anlaşılmakla bu belgenin gerçek olduğu anlaşılmakla hükme esas alınmıştır” denmektedir.

Ancak, Sanıkların 6 Mayıs 1997 tarihli belge hakkında beyanları dava dosyasında bulunmayan gerçek belgeyle ilgilidir. CD 5 içinde yer alan uydurulmuş, manipüle edilmiş belgeyi doğrulayan beyanları yoktur. Bu husus dosyada bulunmayan gerçek belgeyi hazırlayan sanıklar tarafından defaten beyan edilmiştir. Ayrıca Gerekçeli kararda 6 Mayıs 1997 tarihli belgenin “İMZALI” olduğu ifade edilmektedir. Bu husus doğru değildir. Dosya nüshası yoktur. Islak imzalı belge bulunamamıştır.

14. Mahkeme gerekçeli karar da (s.2980-2981); 6 Mayıs 1997 tarihli Batı Harekâtı konseptinden alıntı yaparak yaptığı değerlendirmede, konsepte olmayan kelime ekleyerek tahrif etmiştir.  Batı Konsepti 1. Durum a bendinde; “Milli Görüşçüler” ifadesinden sonra parantez içinde  “(REFAH PARTİSİ)” ifadesi yoktur.  Sahte olan bu belgede ikinci kez tahrifat yapılarak, parantez içinde “REFAH PARTİSİ” İFADESİ  EKLENMİŞTİR.

15. Mahkeme gerekçeli kararda 6 Mayıs 1997 tarihli “Batı Harekâtı Konsepti” nin Jandarma Genel K.lığı imha tutanağı 81. Satırında yer aldığını ve imha edildiğini ifade ederek, Konseptin gerçek olduğuna karar vermiştir. Ancak, tutanakta manipüle edildiği sanıklar tarafından ısrarla ifade edilen sözde 06 Mayıs 1997 tarihli “batı harekâtı konseptinin” dışında, Gnkur. Başkanlığının yayınladığı 9 Haziran 1997 tarihli bir başka “Batı Harekâtı Konsepti”  belgesinin olduğu tutanaktan anlaşılmaktadır. CD 5 deki sözde belge ile imha tutanağında yazlı belgelerin sayfa sayıları da aynı değildir. Bu nedenle; CD5 de yer alan 6 Mayıs 1997 tarihli “Batı Harekâtı Konsepti” ile imha tutanağında yer alan belgelerin birebir aynı olduğu söylenemez,  Bu durumda karara esas alınan 06 Mayıs 1997 tarihli belgenin mutlak belge olmadığı, CD5 içine manipüle edilerek monte edildiği ve tutanaktaki bilgilere rağmen mahkemenin delil saptırdığı anlaşılmaktadır. 

16. 131 klasör 259. Sayfada bulunan Jandarma Genel Kalığının arşiv malzemesi imha tutanağının 8.sayfası  satırında 6 Mayıs 1997 tarihli Batı Harekatı Konsepti yazılı satırın sayfa adedini gösteren hanesi savcı Bilgili tarafından yapışkan “post-it” ile kapatılmıştır. Bu surette 12 sayfadan ibaret olduğu ifade edilen “Batı Harekâtı Konseptinin” kaç sayfadan oluştuğu bilgisi karartılmış, gerekçeli kararda, CD5 deki belge ile imha edilen belgenin; gizli, tarih ve sayısının, konusunun ve ara numarasının uyuştuğu ve Jandarmada bulunan bir nüshasının imha edildiği belirtilerek (131.klasör S:259, 173)” belgenin gerçek olduğu ifade edilmiştir. Mahkeme, belgelerin sayfa adetlerinin uyuşmadığını gizleyerek hükme dayanak almıştır.

17. CD-5 de yer alan 27 Mayıs 1997 tarihli “Batı Eylem Planı” Belge gerekçeli kararda (Syf.2985); Mahkeme bu sahte belgenin, Hava Kuvvetleri K.lığına ve Jandarma Genel K.lığına gönderildiğini ve imha edildiğini, imha tutanağında evrak numarasının, tarihinin, konusunun ve gizlilik derecesinin uyuştuğunu belirterek, CD-5 içinde yer alan 1 sayfa kapak yazısı ve 19 sayfalık Plan eki ile birlikte belgenin Aslını görmeden imha edilen belgenin sadece evrak numarasına bakarak “BİREBİR AYNI OLDUĞUNA KARAR VERMİŞTİR. SAYFA ADETLERİ UYUŞMAMAKTADIR.

Ancak, CD-5 de yer alan 20 sayfalık “Batı Eylem Planı” ile imha edilen evrakların sayfa adetleri aynı değildir.  Jandarma Genel Komutanlığınca İmha Edilen “arşiv malzemesi envanteri” tutanağının (bkz. 131.kls. 198. Syf) 9. Sayfası 86 altıncı sırasında evrak numarası ile yer almakla birlikte, arşivlenen ve imha edilen sayfa adedinin 1 (bir) olduğu, yani evrakın 1 (bir ) sayfadan ibaret olduğu görülmektedir.

Keza,  sözde Batı Eylem Planı evrakı,  Hava Kuvvetleri K.lığının imha tutanağında da yer alan bilgilerden,  evrakın sıra no, çıkaran makam, evrak tarihi, desimal numarası ve konusunun uyuştuğu ancak sayfa adedi hakkında bir bilginin olmadığı gerekçeli karar 3011. sayfada yer alan imha edilen belgeden anlaşılmaktadır. Hava K.K.lığı imha tutanağında imha edilen belgelerin sayfa sayıları yazılı değildir.  Sayfa adetleri uyuşmayan CD 5 içindeki sözde planın,  imha edilen belgeyle birebir aynı olmadığı açıktır. Mahkeme, bu gerçeği de gizleyip, saptırarak hukuk dışı delil yaratmıştır.   

18. Başkanlığı İnönü salonunda yapılan 7 Nisan 1997 sözde BÇG toplantısına ait konuşmaların yer aldığı EL YAZISI toplantı tutanağı savcı Bilgili tarafından dosyadan çıkartılarak gizlenmiştir.

Bir kısım sanıklara savcılık sorgusunda, 7 Nisan 1997 sözde BÇG toplantısına ait konuşmaların yer aldığı BİRİ EL YAZISI, DİĞERİ BİLGİSAYAR ÇIKTISI OLAN iki AYRI TOPLANTI TUTANAĞI gösterilmiş ve ifadeleri istenmiştir. Ancak daha sonra, toplantı tutanağının el yazısı olanı dava dosyasına konulmamış gizlenmiştir. Sanık Altaç Atılan’ın savunmasının savcılık soruşturmasını açıklayan kısmında bu husus yer almaktadır. Sanık tarafından mahkemeden bu el yazısı tutanağın kriminal incelemesinin yapılması istenmiştir. Ancak daha sonra savcı Bilgi tarafından dava dosyasından çıkartıldığı, dosyada bulunmadığı anlaşılmıştır. Gerekçeli kararda, sanık savunmalarının özeti kısmının dışında mahkemenin bu konuyla ilgili hiçbir değerlendirme yapmadığı da görülmektedir. Delil gizlenmiştir (G.K.s.727). El yazısı 07 Nisan1997 tarihli toplantı tutanağının el yazması versiyonunun, müdafi eşliğinde yapılan savcılıktaki soruşturmada kendisine gösterildiğini söyleyen sanıklara örnek; Altaç Atılan, Yıldırım Türker, Doğan Temel, Mustafa Babacan, Yücel Özsır’dır.

19. FETÖ zanlısı Muharrem Köse’nin “Genel Sekreterlik Tarihçesi” adı altında 30 Ocak 2013 tarihli evrak ekinde gönderdiği sözde belgeler uydurmadır. Mahkeme, üzerinde, evrak numarası, hazırlayan ve onaylayan imzası, mühür, gizlilik derecesi, kategori damgası, arşiv kaydı bulunmayan, ancak Gnkur. Bşk.lığı resmi belgesi olarak gönderilen bu sözde belgeyi hükme esas almıştır. Bu belgeler üzerinde “aslı gibidir” damgası ve imzası Cumhuriyet Başsavcılığına aittir. Yani Gnkur. Başkanlığının evraklarının aslı gibi olduğuna Gnkur. Başkanlığı değil, arama/el koyma karına konu olmayan ve aslını bilmeyen Cumhuriyet savcılığı kefildir.  Genelkurmay Başkanlığının resmi tarihini ve faaliyetlerini belgelemesi hukuken mümkün değildir.  “Genel Sekreterlik Tarihçesi” adı altında tutulan bir tarihçe belgesi yoktur. Genelkurmay Başkanlığında tutulan resmi ve tek tarihçe belgesi “KOMUTANLIK TARİHÇESİ” dirGenelkurmay Başkanı onaylı bu tarihçe belgesi “MY 86-2 /(A) TSK Tarihçe Yönergesi” ve MY 75-1 Arşiv Yönergesi esaslarına göre tutulur ve her yılın sonunda doğrudan ATASE arşivine gönderilerek süresiz kaydıyla saklanır.  Başkanlığının gerçek resmi tarihçesi olan “KOMUTANLIK TARİHÇESİ” ni savcılık ve mahkeme talep edip dosyaya koymamıştır.

20. Mahkeme Başkanı, Tanık İlnur Çevik’in ifadesini tamamlamasından sonra soru-cevap kısmında, tanık beyan etmediği halde “bunu da demiştiniz”, “şu sanık demişti değil mi?” şeklinde tanığı yönlendirerek sanıklar aleyhine beyanda bulunmasını sağlamıştır.

Tanık ifadesinde, Genelkurmay Başkanlığında geçen konuşmalara ilişkin “dediler”, “dediler ki” ifadelerini kullanıp doğrudan bir isim zikretmediği halde; Mahkeme başkanı  tanığa  “..yanlış hatırlamıyorsam  Erol Özkasnak biz darbe yapacaktık ancak Amerikalılar engel oldu, söylediğiniz değil mi orayı biraz açar mısınız? Hani Amerikalılar engel oldu biz darbe yapacaktık bu 54.hükümet istifa etmeden önce size direk söylediği söz değil misorusu ile tanığın bu yönde bir ifadesi olmadığı halde,  bir sanık ismi de vererek,  ne söylemesi gerektiği konusunda açık işaret verip, niyet ve maksadını da ortaya koyarak tanığı yönlendirmiştir. Mahkeme Başkanının bu sorusu gerekçeli karara geçirilmemiştir. Tanığın medyaya yayınlanan röportaj ya da haberlerinde de buna benzer ifadeleri Erol Özkasnak’ın kendisine söylediği yönünde hiçbir beyanda da bulunmamıştırMahkeme Başkanı ifadesini tamamlayan tanığa, o ana kadar “post-modern darbe”  hakkında bir yorumda bulunmadığı ve zikretmediği halde diğer bir sorusunda Sanıklardan veya silahlı kuvvetlerin içerisinden bu bir postmodern darbedir diye bir açıklama duydunuz mu? (G.K. s 2782) şeklinde, yine tanığın beyanda bulunmadığı bir konuyu işaret ederek yönlendirmiştir. Mahkeme Başkanı mahkemenin tarafsız ve adil yargılama yapmadığını tanığa önceden ezberletilmiş ifadesini hatırlatarak delil yaratılmak istendiğini de ortaya koymuştur Mahkeme başkanının bu eylemi ihsası reydir. Sanıkların adil yargılanma hakkını ihlal etmiştir (Bu konuşmalar 87. celse duruşma tutanağının 3. sayfasında bulunmaktadır).

21. Mahkeme, gerekçeli kararda (s.3460) Silahlı Kuvvetlerin istihbarat yapamayacağını, özellikle iç tehdide karşı istihbaratta görevli olmadığı ileri sürmüştür. TSK’nın MGSB ve TÜMAS direktiflerinde sayılan iç ve dış tehditler ile İç Hizmet kanunu md.35 ve madde kapsamındaki açık görevine ilişkin İSTİHBARAT OLUŞTURMA GÖREVİ; 1324 Sayılı Genelkurmay Başkanının Görev ve Yetkilerine Ait Kanun,  2937 Sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu, 13 Nisan 1990 Tarih ve 20491 Sayılı Resmi Gazetede Yayınlanan Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yönetmeliği, 211 Sayılı İç Hizmet Kanunu ve Yönetmeliği ile açık ve kesindir. Mahkeme, mevzuatı kasıtla karartmıştır.

22. 02 Temmuz 1997 sözde BÇG Özel Takdim Toplantısı Genel Sekreterlik sözde tarihçesinin 2 Temmuz sayfasında ve iddianamenin 147. ve 1086. Sayfasında “Batı Çalışma Grubunun katılımıyla özel takdim” şeklinde yazılı olmasına rağmen, mahkeme gerekçeli kararında sözde toplantıyı tarihçedeki ifadeyi değiştirip, “BÇG Özel takdimine Katılan General ve Amiraller” şeklinde yansıtmış, bu suretle bu toplantının BÇG tarafında yapılan özel takdim olduğu izlenimi yaratmıştır. Oysaki, bu özel takdim (yapılmış olsa dahi) anlaşılacağı üzere her hangi bir konuda yapılan özel takdime BÇG nin de katılımının olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemenin bu saptırması kasıt ve delil karatma eylemi ile suç icat etmesidir (G.K.s.2939).

23. Gerekçeli karar s. 3331 deki değerlendirme ve s. 3505 de yer alan “Manevi Unsur” değerlendirmesinde; “irtica brifingi” konulu 5 (beş) adet mesajdan hükümetin istifa tarihi olan 18 Haziran 1997 tarihinden önce gönderilen 2 (iki) adedinin “GİZLİ”, bu tarihten sonra gönderilen 3 (üç) adedinin ise hükümetin istifa etmesinden başka bir değişiklik olmadığı zaman dilimine denk geldiği” ve gizlilik derecesinin “HİZMETE ÖZEL’e ”düşürülerek gönderildiği ifade edilmektedir.  Ancak; 14 Mayıs 1997 tarihinde hükümet direktifi ile 200 bin personelin sınır öncesi ve sınır ötesinde katılımıyla Kuzey Irak’ta PKK ya karşı ÇEKİÇ HAREKÂTI BAŞLATILDI 4 Haziran 1997 de füze ile bir helikopterimiz düşürüldü. Kuzey Irak’a ilk giren zırhlı birlik unsurlarının bir kısmı 13 Haziran 1997’de K.Irak’tan çekilmeye başladı. Bu harekât Kıbrıs Barış Harekâtından sonra icra edilmiş en büyük harekâttır. Harekâtta toplam 114 personel şehit düşmüş, toplam 338 personel ise yaralanmıştır.  Bu harekâtın taarruz ve geri çekilme safhalarını kapsayan 30 Mayıs 1997 ve 19 Haziran 1997 tarihlerinde, TSK’nın teyakkuz durumuna geçtiği, alarm seviyesinin yükseltildiği, güvenlik tedbirlerinin en üst seviyede emredildiği, yoğun terörist saldırıların yaşandığı bilinmektedir.

   18 Haziran 1997 zaman diliminde sadece hükümetin istifası olayının meydana geldiğini,  “hükümetin istifa ettirilmesinden başka bir değişikliğin olmadığı zaman dilimindeifadesiyle, en hafifi ile Türkiye’nin yakın tarihi hakkında hiçbir bilgi ve fikri olamadığını, 114 askerin şehit düştüğü, sınır öncesi ve sınır ötesinde 200 bin askerin görev aldığı, her eve şehit acısı düşen büyük bir askeri harekâtı görmezden gelip yok sayabileceğini gösteren mahkeme heyeti, tarihin sadece siyasi safhalardan ibaret olduğunu sanarak, hukuku siyasallaştırıp, kararını da zorlama siyasi ihtiyaca göre verdiğini göstermiştir. Bu saptırma bir hukuk garabeti ve ibret vesikasıdır.

24. TSK İç Tehdit Dokümanı (29.Klasör) İddianame ve gerekçeli kararda, 464 sayfadan oluşan delil olarak sayılarak özetlenmesine ve bu belge ve belgenin bulunduğu ifade edilen 29. klasör dava dosyasında bulunmamaktadır.

G.K.s 400 ve 3227’de;  “CD5 içinde yer alan TSK İç Tehdit Dokumanı  (29.KLASÖR) başlıklı, 464 sayfadan oluşan, (CD5/BCG/HAYMANA/DOKUMAN/İCTEHDÖ Word belgesinden elde edilen” şeklinde ifade edilerek dosyaya dahil edilmiş olduğu görülmektedir. Bu belge iddianamede bir paragraf olarak özetlenmiş, gerekçeli kararda da aynı şekilde yer almıştır. Ancak dosyada 29. klasör yoktur, silinmiştir, bu konuda alınmış bir mahkeme kararı da yoktur ve delil gizlenmiş / karartılmıştır. Sanıklar bu belgeye, savcının kendi iddiasını desteklemek üzere 464 sayfa belge içinden özenle seçip bağlamından kopartarak özetlediği ve iddianameye dâhil ettiği birkaç paragrafı okuyarak ulaşabilmiştir. Bu belge, savcının iddiasının aksine, sanıkların savunmasını destekleyecek delil niteliği taşımaktadır. Ancak 29.klasör silinerek delil karartılmış, adil yargılanma hakkı ihlal edilmiştir.

25. Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, Nisan 1998 tarihli Ankara gizli antetli CD 5 içinde yer alan belgede Başbakanın direktifi gizlenerek, belge suç delili olarak tanıtılmıştır.  (İddianame syf. 837, G.K syf. 3186);

İddianame s.837 ve G.K s.3186 da; Bu belge MGK genel sekreterliğinin belgesi olarak tanıtılarak belgede;  Dine saygı nerede başlar? İrtica nerede başlar? İkisinin arasında sınır nedir? Denge nedir? İrticaya karşı duyarlı bir hükümetin yükümlülükleri nelerdir? Başlıklarından oluşan 9 sayfa belge (9.Kls, 10.Kls.S:296-304”)” şeklinde suç delili olarak tanıtılmıştır.  Ancak, bu belgenin 20 Mart 1998 tarihli devam (ek) belgelerinde;  KONU; BAŞBAKANIN MART 98 AYI MGK TOPLANTISINDA TARTIŞMAYA AÇACAĞINI BELİRTTİĞİDine Saygı Nerede Başlar? – İrtica Nerede Başlar?- İkisinin Arasında Sınır Nedir?- Denge Nedir? İrticaya Karşı Duyarlı Bir Hükümetin Yükümlülükleri Nelerdir? KONULARININ İNCELENMESİ.” İfadesinin bulunduğu, yani Mart 98 ayı MGK toplantısında bu konuların tartışılmasını ve incelenmesini Başbakanın (Mesut Yılmaz’ın) istediği, bu direktife istinaden bir çalışma yapıldığı (10.Kls.S:296-304) anlaşılmaktadır. Ancak hem savcı Bilgili hem de Mahkeme heyeti, belgede yer alan bu hususu gizleyerek, MGK Genel Sekreterliğinin kendi hesabına irtica konusunda bir çalışma yaptığı izlenimi yaratmış, bu belgeyi dava konusu suç ile ilişkilendirmeye çalışmıştır.

26. TSK’dan ayırma işlemi bir idari işlemdir, mahkemenin iddia ettiği gibi ayırmayı gerektiren hususların adli işleme konu olması ve ceza hukuku bakımından suç teşkil etmesi, TSK dan ayırmayı gerektiren işlem ve eylemlere ilişkin tespitlerin, As.C.K, TCK ve CMK hükümleri kapsamındaki şekil şartına uyması gerekmemektedir.  İlgili başlıkta sayılan mevzuat gereğince, her türlü kaynak ve vasıta ile yapılacak araştırma sonucunda, söz konusu kanun, yönetmelik ve yönergede yer alan hususların olumsuz tespit edilmesi, istihbarat ünitelerinde bu konularla ilgili ilişik kaydının bulunması halinde, güvenlik soruşturması yapılan kişi hakkında, yetkili makamların değerlendirmesi ile TSK dahil, kamu kurumlarındaki görevine son verilmesi mevzuatın gereğidir.  Ancak mahkeme, mevzuatı karartarak, hukuka aykırı olarak TSK dan ihraç işlemlerinde, fiillerin suç teşkil etmesi gerektiğini ileri sürmüştür.