28 Şubat Davasının FETÖ Kumpası Olduğunu Yargı Kararlarıyla Ortaya Koyan Açık Deliller / Olaylar

28 Şubat davasının bir FETÖ kumpası olduğu açık ve kesindir. Bu hususla ilgili sayısız belge ve delil bulunmakla birlikte, bu kısımda yargı kararlarıyla tespit ve teyit edilen / yargı kararlarında yer alan olay ve delillere yer verilmiştir. Davanın kumpas olduğunu açıklayan diğer delil ve belgeler sitemizin diğer başlıklarında detaylarıyla açıklanmıştır.

28 ŞUBAT DAVASININ FETÖ KUMPASI OLDUĞU, STRATEJİK BİR PLAN DOĞRULTUSUNDA BALYOZ,  ERGENEKON  VE DİĞER KUMPAS DAVALARI İLE BİRLİKTE  TALİMATLA KURGULANDIĞI  AÇIKLANAN DİĞER DELİL VE BELGELERE İLAVE OLARAK,  YARGI KARARLARIYLA DA TEYİT VE TESPİT EDİLMİŞTİR.  28 SUBAT FETÖ KUMPASININ YARGI KARARLARINA KONU OLMUŞ   EN AÇIK DELİLLERİ AŞAĞIDA AÇIKLANMIŞTIR:

Ana başlıklarıyla aşağıda yazılı olay ve belgeler, 28 Şubat davasının FETÖ kumpası olduğunu şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklamaktadır.

1. FETÖ emniyet imamı Kozanlı Ömer kod adlı Osman Hilmi Özdil’in 2007 yılında ABD’de yapılan polis aramasında üzerinden çıkan, Ergenekon davası kurgusu ile birlikte 28 Şubat davası kurgusuna ilişkin kripto edilmiş belge ve  davanın kumpas olduğuna ilişkin yargı kararı,

2. FETÖ zanlısı savcı Bilgili ve müşteki avukatlarınca ileri sürülen; Ali Kalkancı, Müslüm Gündüz ve Fadime Şahin’in TSK tarafından kullanıldığı / eğitildiği, Ergenekon soruşturmasında senaryonun detaylarının Harbiye Ordu Evinde yazıldığının ortaya çıktığı, belgelerin Veli Küçük’te ele geçtiği iddiasının gerçek dışı olduğu,  Ergenekon  kumpas soruşturmasında yer alan ve gerekçeli kararda tekrarlanan iddianın  FETÖ kurgusu olduğunun  yargı kararıyla  ortaya çıkması,  

3. İstanbul Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi 2014 Balyoz davası beraat kararı syf  602 de Gölcük’te ele geçirilen; Hard diskler ve CD lerde yer alan belgelerin “1965” ile şifrelendiği, 28 Şubat davasına dahil edilen  “4 Nolu Hard disk” deki belgelerin de “1965” ile şifreli olduğu, 1999  yılında son veri girişi olduğu belirtilen 4 Nolu Hard disk içinde 2008 yılına ait olay ve belgelerin bulunduğu,  şifrelerin aynı kişi/kişiler tarafından oluşturulduğu ve hükme esas alınan bilirkişi raporundan bu hard diske sonradan şüpheli şekilde bir çok belge eklendiğinin anlaşıldığı  tespit edilmiştir. FETÖ nün, 1965 şifresi üzerinden sanıklar ve kumpas davalarının birbiriyle bağlantısını sağlamak üzere tezgâhlandığı, 17-25 Aralık öncesi kumpas davaları ve olayları ile bağlantısını sağlamak  ve delil yaratmak üzere çete tarafından oluşturulduğunun ortaya çıkması,

4. FETÖ Kumpasçıları, üniversiteye hazırlık dershane Matematik ders konuları, özel test ve cevap anahtarının “içindekiler” kapak sayfasına “GİZLİ” gizlilik derecesi vererek, hazırladıkları kumpas yazı şablonunu CD 5 içinde unutmuştur ( Kls 10. S.144):

CD5 içinde bulunan ve dava dosyasının 10.Klasör 144. Sayfasında yer alan “GİZLİ” Gizlilik dereceli “İÇİNDEKİLER” başlıklı 1 sayfa belgede; Trigonometri, Karmaşık Sayılar, Logaritma, Permütasyon-Kombinasyon ve Binom açılımı, Olasılık (ihtimal) hesapları, Özel Testler, Cevap anahtarı alt başlıkların bulunduğu görülmekte olup,  belgenin üniversiteye hazırlık kurslarında yer alan matematik dersi içeriğine sahip olduğu anlaşılmaktadır. CD5 içinde yer alan bu belgeyi savcı Bilgili, BÇG belgesi olarak dava dosyasına koymuştur. Bu belgenin FETÖ dershaneleri olan FEM dershanelerinde sahte BÇG belgesi hazırlamak üzere “GİZLİ” gizlilik derecesi verilerek şablon olarak kullanıldığı, ancak kumpasçının bu şablonu silmeyi unutarak CD5 içine kaydettiği anlaşılmaktadır. CD5 İÇİNDE UNUTULAN BU BELGE FETÖ-BİLGİLİ KUMPASININ AYAK İZİDİR.


Yukarıda özetle ifade edilen hususlar aşağıda yer alan ana başlıklarda detayları ve belgeleriyle açıklanmıştır;

1. FETÖ EMNİYET İMAMI KOZANLI ÖMER KOD ADLI OSMAN HİLMİ ÖZDİL’İN 2007 YILINDA ABD’DE YAPILAN POLİS ARAMASINDA ÜZERİNDEN ÇIKAN 28 ŞUBAT DAVASI KURGUSUNA İLİŞKİN KRİPTO EDİLMİŞ BELGE,  BU DAVANIN FETÖ TARAFINDAN, ERGENEKON, BALYOZ GİBİ KUMPAS DAVALARI İLE BİRLİKTE KURGULANDIĞININ, BU KURYE İLE ULAŞTIRILAN BİR PLAN DAHİLİNDE FETÖ ÜYESİ YARGI VE KOLLUK MENSUPLARI İLE BİRLİKTE YÜRÜTÜLDÜĞÜNÜN  AÇIK DELİLİDİR.  

2007 yılında ABD’de yapılan aramada FETÖ  İmamı ve kuryesi  Hilmi Özdil’ den ele geçirilen ve üzerinde bir kısım 28 Şubat sanıklarının da isimlerinin yer aldığı kripto belge ile örgütün,  emir rapor zinciri dahilinde Ergenekon Davasının başlama emri ve kimlerin tutuklanacağının listesini verdiği ve kumpas sürecini yönettiğinin  açıkça anlaşıldığı, devam eden FETÖ davalarına ilişkin iddianamelerde ve yargı belgelerinde yer almaktır.   Bu belgenin;    FETÖ zanlısı Emniyet Müdürleri RECEP GÜVEN ve  RAMAZAN AKYÜREK’in bilgisi dahilinde derhal imha edildiği  FETÖ Çatı Davası Soruşturmasında ortaya çıkmıştır. Belgeler 4 Şubat 2014 tarihinde FBI’dan tekrar istenerek bir kısmının getirilmesi sağlanmış ve dava konusu yapılmıştır.  Diğer kumpas davaları sanıklarıyla birlikte 28 Şubat davası bir kısım sanıklarının da isimlerinin yer aldığı kripto edilmiş BELGENİN YASAL BİR İŞLEM YAPILMADAN, GNKUR BAŞKANLIĞINA, MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞINA  BİLDİRİLMEDEN VE  İFŞA EDİLMEDEN, FETÖ YAPILANMASI  TARAFINDAN TALİMATLA 2007 DE DERHAL İMHA EDİLMESİ DAHİ,  DAVANIN FETÖ TARAFINDAN ÇOK ÖNCEDEN  KURGULANIP  PLANLANDIĞININ  AÇIK DELİLİDİR.

FETÖ Çatı davası savcısı ; Osman Hilmi Özdil’in 18.04.2007’de ele geçirilen notlar arasında  sanık isimlerinin yer almasını, Ergenekon davasının önceden planlanıp kurgulandığı, Terör örgütü lideri Gülen ve örgüt yöneticilerinin emri ile çok amaçlı planlanıp uygulanan stratejik harekatın bir parçası olduğu, talimatın yurt dışından kurye ile geldiğini ispatladığını ortaya koymuş ve,  bu kripto belgeyle ergenekon davası arasında doğrudan bağlantı kurmuştur.  Aynı kripto belgede 28 Şubat sanıklarının da isimlerinin bulunması, 28 Şubat davasının da kurgu olduğunu aynı hukuksal ve mantıksal gerekçeyle kabul edilmesini zorunlu kılmaktadır.

Ancak,  FETÖ davalarında,  bu belge ile davaların kumpas olduğunun açıkça anlaşıldığı, başlama emri ve kimlerin tutuklanacağına dair emirlerin verildiği, sürecin yönetildiği yönünde yapılan  tespitler,  2018 yılı itibariyle mahkemece bilinmesine rağmen,  gerekçeli kararda bu tespitlere hiç yer verilmemiş, Bu tespitlere dayalı sanık savunmalarına karşın,  Yargıtayın “görev kusuru” ile ilgili konu dışı bir kararına atıf yapılarak zorlama ilgisiz değerlendirmeyle bu konu gözlerden kaçırılmış ve belge ile dava arasında bulunan bu açık bağlantı kırılmaya çalışılmıştır.

  • BU BELGEYLE İLGİLİ GEREKÇELİ KARARDA VE FETÖ DAVALARINDA YER ALAN DEĞERLENDİRMELER/TESPİTLER AŞAĞIDADIR:

Gerekçeli karar sayfa 3537 deDavanın Kumpas Olduğuna İlişkin Savunmaların Değerlendirilmesi” başlığı altında ;

“ Ankara Başsavcılığının 06.06.2016 tarih 2014/37666 soruşturma, 2016/24769 esas ve 2016/1632 nolu iddianame (FETÖ ÇATI DAVASI) ile Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2016/268 esasına Fetullah Gülen,Osman Hilmi Özdil ile birlikte toplam 73 sanık hakkında,Silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek, Anayasayı İhlal, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevlerini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs, Siyasi ve Askeri Casusluk Yapmak, Zimmet, Nitelikli Dolandırıcılık, Resmi Belgede Sahtecilik, Suçtan Kaynaklanan Malvarlığı Değerlerini Aklama,Kişisel Verilerin Hukuka Aykırı Kaydedilmesi, Kişisel Verilerin Hukuka Aykırı olarak Başkasına Vermek, Yaymak, Ele Geçirmek suçlarından kamu davası açıldığı dosyaya celp edilen iddianameden anlaşılmıştır.”

4.Ağır Ceza Mah. de görülen FETÖ Çatı davası İddianamesinin 480.-481. sahifelerinde sanık FETÖ’cü  Osman Hilmi Özdil başlığında; 

ABD Federal Araştırma Bürosu (FBI) tarafından Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) İstihbarat Daire Başkanlığına gönderilen 05.11.2007 tarihli İngilizce belgede özetle; “ABD Newyork JFK Hava Limanında 18.04.2007’de yapılan rutin kontroller esnasında Osman Hilmi Özdil ve Murat Karabulut’un birlikte seyahat ettiklerini, Osman Hilmi Özdil’in İş amacıyla ABD’yi ziyaret ettiğini, Murat Karabulut’un ise Osman Hilmi Özdil ile 12.04.2007’de Türkiye’den beraber ABD Newyork JFK Hava Limanı’na geldiklerini, ancak ABD’de bulundukları süre içerisinde birlikte olmadıklarını ve Osman Hilmi Özdil’in ABD’de kimlerle birlikte olduğunu veya nerede konakladığını bilmediğini anlattığını, bu şahısların üst araması yapıldığını, Osman Hilmi Özdil’in üst araması neticesinde taşıdığı not defterinde yer alan kısa notlar ve isimlerin bulunduğunu, yazan tarafından kısaltmalar ve harf değişikleri yapılarak bir nevi sadece kendisinin anlayacağı hale getirildiği ve hatırlatma amaçlı tutulduğu değerlendirilen notta bulunan isimlerin;

…. H. OZKASNAD’IN   EROL ÖZKASNAK,

…..KURİDAKAİ’NİN  İSMAİL HAKKI KARADAYI, OLDUĞU TESPİT EDİLMİŞTİR.

İddianamenin 143. sayfasında;

“ sanık Osman Hilmi Özdil’in üst aramasından çıkanlara yönelik olarak yapılan tetkikler neticesinde; Yazan tarafından kısaltmalar ve harf değişikleri yapılarak bir nevi sadece kendisinin anlayacağı hale getirildiği ve hatırlatma amaçlı tutulduğu değerlendirilen notta bulunan isimler kontrol edildiğinde;

– H.Ozkasnad’ın;emekli Tümgeneral EROL ÖZKASNAK,(28 Şubat soruşturmasında  Nisan 2012 ayında tutuklanmıştır)

– Kuridakai’nin; emekliGenelkurmay Başkanı İSMAİL HAKKI KARADAYI (42), 42 nolu dipnotta ;  28 Şubat Soruşturmasında 03.01.2013’te gözaltına alınmış ve akabinde tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.”    Denildiği anlaşılmıştır”

 İFADESİ YER ALMAKTADIR.

Görüldüğü gibi gerekçeli karardaki değerlendirmede;  FETÖ davalarında iddianame ve kararlara yazılan “bu belge ile davaların kumpas olduğunun açıkça anlaşıldığı, başlama emri ve kimlerin tutuklanacağına dair emirlerin verildiği, sürecin yönetildiği” tespitine yer verilmemiş, 28 Şubat davasının da bir FETÖ kumpası olduğu gizlenmiştir.

Mahkemenin itinayla gizlediği İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/10142  Esas Numaralı  FETÖ  üyeliğinden açılmış İddianamede (syf.52) ise ;

“ 3.2.I.2.8.I. Terör örgütü lideri GÜLEN’in Canlı Kurye İle Emniyet ve Yargıda Kadrolarına Emir Göndermesi ve Ergenekon Davalarının Başlatılması :

Terör örgütü mensuplarınca gerçekleştirilen ve kamuoyunda “Devrimcî Karargah” olarak bilinen kumpas soruşturmasıyla hürriyetinden alıkonulan Eskişehir İl Emniyet Eski Müdürü Hanefi Avcı tarafından cezaevine girmeden önce yazılan ve 2010 yılında yayımlanan “Haliçte Yaşayan Simonlar” adlı kitabında terör örgütünün Emniyetten Sorumlu İmamı olarak geçen Kozanlı Ömer (K) Osman Hilmi Özdil’in yanında Mili İstihbarat Teşkilatı sözde imamı Murat Karabulut isimli şahısla birlikte 2007 yılında ABD’ye girişleri ve çıkışları esnasında ABD Federal Araştırma Bürosu (FBI) görevlileri tarafından sorgulandıkları ve üst aramasına tabi tutuldukları, sorgulama esnasında Özdil’in üzerinde çıkan belgeler yanında bilgisayarında bilgilerin de kopyalandığı, elde edilen bilgiler arasında bazı üst düzey emniyet yetkililerine ve eşlerine ait fişlemelerin yer aldığı tespit edilmiştir.

Özdil’in yakalanmasının ardından, ABD yetkilileri tarafından Dışişleri Bakanlığı aracılığı ileülkemize gönderilen bilgi ve belgelerin Emniyet Genel Müdürlüğünde imha edildiği ve halihazırda hiç biı kayıt bulunmadığıancak 2014 yılı Ocak ayı içerisinde FBI’dan EGM aracılığıyla, Özdil’in yakalanmasına dair bilgi ve belgelerin bir kısmının temininin mümkün olduğu,

Elde edilen bilgiler çerçevesinde;Özdil’in üzerindeki belgelerde adı geçen kişilerin bir bölümü, 12.06.2007 günü Ümraniye’de bir gecekonduda el bombalarının bulunmasıyla başlayan Ergenekon Davası sanıkları arasında yer almışlardır. Bu şahıslar hakkında henüz bir soruşturma süreci dahi başlamamışken, aylar öncesinde adı geçen kişilerle herhangi bir şekilde ilişkisi bulunmayan Osman Hilmi Özdil’in 18.04.2007’de ELE GEÇİRİLEN NOTLAR ARASINDA İSİMLERİNİN YER ALMASI, ERGENEKON DAVASININ ÖNCEDEN PLANLANIP KURGULANDIĞINI, Terör örgütü lideri GÜLEN ve örgüt yöneticilerinin emri ile çok amaçlı planlanıp uygulanan stratejik harekatın bir parçası olduğunu, TALİMATIN YURT DIŞINDAN KURYE İLE GELDİĞİNİ İSPATLAMAKTADIR. Notlarda yer alan ancak Ergenekon Davasında yargılanmayan diğer şahısların büyük bölümü ise GÜLEN grubuna karşı tutumlarıyla bilinen kişiler olup bu şahıslarla ilgili verilen emrin şimdilik dava dışında tutulduğu anlaşılmaktadır.

ABD Newyork JFK Hava Limanında FBI’ ın 12.04.2007 ve 18.04.2007 tarihlerinde gerçekleştirdiği gözaltına alma ve üst arama olayına ilişkin olarak, o dönemde EGM ’ye gönderdiği bilgi ve belgeler, EGM ’de o dönem mevcut GÜLEN yapılanması tarafından imha edilmiştir.Türkiye’deki örgütün her faaliyeti alınan talimatlarla gerçekleşmiştir.”

“Yapılan aramada elde olunan delillerden; terör örgütü lideri GÜLEN ve yanındaki örgüt yöneticilerinin örgütün emir rapor zincirini dahilindeErgenekon Davasının başlama emri ve kimlerin tutuklanacağının listesini verdiği ve süreci yönettiği açıkça anlaşılmıştır.”

İFADELERİ  YER ALMAKTADIR.

Ele geçirilen notlar arasında sanıkların isimlerinin yer almasının, Ergenekon davasının önceden planlanıp kurgulandığını, Terör örgütü lideri GÜLEN ve örgüt yöneticilerinin emri ile çok amaçlı planlanıp uygulanan stratejik harekatın bir parçası olduğunu, talimatın yurt dışından kurye ile geldiğini ispatlamakta olduğunu,  notlarda yer alan ancak Ergenekon davasında yargılanmayan diğer şahısların büyük bölümünün ise GÜLEN grubuna karşı tutumlarıyla bilinen kişiler olduğubu şahıslarla ilgili verilen emrin şimdilik dava dışında tutulduğunun anlaşıldığı tespit edilmiştir. İddianamede yer alan tespitler, mahkemece kabul edilerek dava 1.derece mahkemesinde FETÖ sanıklarının mahkumiyeti ile sonuçlanmış, istinaf mahkemesinde de mahkumiyet kararına itiraz reddedilmiştir.

BU BELGEYLE;   28 ŞUBAT DAVASI VE SANIKLARININ FETÖ NÜN  HEDEFİNDE BULUNDUĞU,  ÖRGÜTÜN KALKIŞMA AMACINA GİDEN YOLDA  F.GÜLEN  İLE  MÜCADELE EDENLERİ CEZALANDIRMAK, TSK NIN MÜCADELE AZMİNİ KIRMAK, TSK MENSUPLARINA KORKU SALMAK,  KENDİ KADROLARINA  TSK DA SAĞLAM ZEMİN HAZIRLAMAK, KAMUOYUNU, YARGIYI VE SİYASETİ ŞEKİLLENDİRMEK  AMACIYLA   KUMPAS PLANININ SON HALKASI OLARAK KURGULADIĞI  AÇIKÇA ANLAŞILMAKTADIR.

  • FETÖ DAVALARINDA BU BELGEYLE İLGİLİ TESPİT EDİLEN GÜLEN- FETÖ EMİR RAPOR ZİNCİRİ – KUMPASIN İCRASI  BAĞLANTISI, SAVUNMALARDA AÇIKLANMIŞ, ANCAK GEREKÇELİ KARARDA YARGI TESPİTLERİ BAŞKA KONULARLA SULANDIRILARAK BAĞLAMINDAN KOPARTILMIŞ VE KONU SALT “GÖREV KUSURU” NA İNDİRGENEREK BU YÖNDE DEĞERLENDİRİLMİŞTİR. GEREKÇELİ KARARDA YER ALAN DEĞERLENDİRME AŞAĞIDADIR :

Sanık ve müdafileri tarafından konu hakkında yapılan savunma ve itirazlara karşı Gerekçeli karar sayfa 3538 -3540 da mahkeme;

“Bir kısım sanıklar ve müdafilerinin yukarıda bahsi geçen iddianamedeki bazı ifadelerin bu davanın iddianamesini tamamen ortadan kaldırdığını, Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinde (2016/268 ve 2017/11) görülmekte olan FETÖ Çatı davasında Fetullah Gülen dahil örgütün üst düzey yöneticilerinin yargılandığı, bu davanın iddianamesindeki bazı bölümlerin bu davayı da yakından ilgilendirdiğinin görülmekte olduğunu, FETÖ Emniyet İmamı Kozanlı Ömer kod isimli Osman Hilmi Özdil’in üst aramasında bulunan bir defter içinde sonradan Ergenekon ve 28 Şubat davalarında sanık yapılan bazı kişilerin isimleri bulunmakta olupbu belge Emniyet Müdürleri Recep Güven ve Ramazan Akyürek’in bilgileri dahilinde imha edilmiş ve savcı tarafından notların sureti 4 Şubat 2014 tarihinde FBI’dan tekrar istenerek dava konusu yapılmış olduğu, iddianamede Ergenekon ve 28 Şubat davalarının önceden planlanıp kurgulandığı, Fethullah Gülen ve örgüt yöneticilerinin emri ile çok amaçlı planlanıp uygulanan stratejik harekatın bir parçası olduğu, talimatın yurtdışından canlı kurye ile geldiğinin ispatlanmış olduğu, bu iddianamede yer alan hususlardan 28 şubat davasının da FETÖ ‘nün önceden kurgulayıp, uyguladığı bir kumpas davası olduğu  açıkça anlaşılmakta olduğunu”

Şeklinde, kripto belgeyle ilgili savunmaları özetleyerek, bu belgenin esas unsuru olan “F.GÜLEN- FETÖ EMİR RAPOR ZİNCİRİ – KUMPASIN İCRASI” bağlantısını değerlendirmeden, savunma özetinin devamında,  FETÖ kumpasını açıklayan diğer savunma gerekçelerini konu içine karıştırıp ard arda sıralayarak,  kripto belgenin esas anlamını sulandırmıştır;  Özetinin devamı aşağıdadır;

İddianamenin FETÖ terör örgütü mensuplarınca hazırlandığı, algı operasyonlarının baş aktörlerinin FETÖ davalarında tutuklu olduğu, bu davanın açılması için şikayetçi avukatın tutuklu olduğu, CD5’i getiren Tamer Tatar’ın TSK’dan ihraç edildikten sonra Afrika ülkelerinde F.Gülen’in finansmanı ile göz tedavi ve amaliyatları yapan FETÖ mensubu olduğu, soruşturmayı başlatan savcıların FETÖ’den tutuklu veya firari oldukları, iddianameyi düzenleyen savcı Mustafa Bilgili’nin görevlendirdiği bilirkişilerin FETÖ’den firar yada yargılandığı, sanıkların evlerinde, iş yerlerinde arama yapan gözaltına alan TEM polislerinin tamamına yakınının görevden ihraç edilmiş oldukları, sanıkların ilk ifadelerini alan savcıların FETÖ’den tutuklu ve yargılandıkları, sanıklar hakkında tutuklama kararı veren hakimlerin meslekten ihraç edilip FETÖ’den tutuklu oldukları,takipsizlik kararını kaldıran İstanbul Özel Yetkili 12. Ağır Ceza Mahkemesi hakimlerinin meslekten ihraç edildikleri, sanıklar hakkında tutukluluğun devamına karar veren özgürlük hakimlerinin FETÖ’den ihraç ve tutuklu oldukları, iddianameyi kabul eden ve kovuşturma başlatan hakimlerden birinin FETÖ’den ihraç edildiği, Genelkurmay Adli Müşaviri ve diğer kuvvetlerde görevli belge gönderme yazılarında ismi bulunanların FETÖ’den tutuklu olup yargılandıkları ve 28 şubat davasının kumpas davalarının sonuncusu olduğu savunmuş iseler de,”

ŞEKLİNDE ÖZETLENMİŞTİR.

Mahkeme bu özetin ardından, F.GÜLEN- FETÖ EMİR RAPOR ZİNCİRİ – KUMPASIN İCRASI ” bağlantısını kasıtla gizleyip kaçırarak, savunmanın esasını “hakimin /savcının görev kusurunda yargılamanın yenilenmesi” konusuna indirgeyerek ve Yargıtay Ceza Dairesinin bu yöndeki içtihadına atıf yaparak, çelişkili değerlendirmesi ile savunmayı reddetmiştir.  Mahkemenin, savunmanın esasını karartan, üstelik Yargıtay içtihadıyla da çelişen hatta içtihadı genişleten değerlendirmesinin devamı aşağıdadır;

“Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 26.12.2016 tarih, 2016/2658 esas 2016/4291 karar sayılı içtihadında;

..5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde belirtilen “Hükme katılmış olan hâkimlerden birinin, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmesi” hâlininyargılamanın yenilenmesi nedeni olması için, hükme katılmış hâkimlerden birinin aleyhine ceza kovuşturması veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek görevine ilişkin kusuru ile yeniden yargılama talep edilen dava arasında bir bağlantının bulunması gerekmektedir.  Aksi halde, bu durumun yalnız başına CMK’nın 311. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi kapsamında yargılamanın yenilenmesi nedeni olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Örneğin bir dava dosyasında verdiği hüküm kesinleşen bir hâkimin, daha sonrasında başka bir dava dosyasının yargılamasında görevini kötüye kullandığından bahisle hakkında ceza kovuşturması başlatılması veya kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü ile cezalandırılması hâlinde, bu durumun yargılamanın yenilenmesi nedeni olarak kabul edilmesi mümkün olmayacaktır.” 

Yukarıda bahsi geçen kişilerin FETÖ terör örgütü üyeliği ile ilgili haklarında davalar bulunduğu maddi bir gerçektir. Haklarında dava açılan bu kişilerin kamu görevinde bulundukları sırada görevleri kapsamında ve görev sınırları içerisinde dava dosyasına çalıştıkları kurumlarından gönderdikleri belgelerden sanıklar aleyhine ve lehine belgeler bulunmaktadır. Dava dosyasına gönderilen bilgi ve belgeler sırf bunu gönderen kişiler hakkında FETÖ üyeliğinden dava açılmış olması nedeniyle hukuki geçersizlik sonucunu doğurmaz, bu konuda mahkememizce öncelikle haklarında FETÖ terör örgütü üyeliği nedeniyle dava açılan kişilerin çalıştıkları dönemde yapmış oldukları işlemlerin tamamının geçersiz olduğu yönünde herhangi bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Bu konuyla ilgili yukarıda ayrıntısı verilen Yargıtay 10.Ceza Dairesi’nin içtihadında da belirtildiği üzere soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alan ve belgelerde ismi bulunan bu kişiler hakkındadava dosyasındaki imzalarının bulunduğu belgeleri örgüt faaliyeti kapsamında düzenlendiğine dair haklarında FETÖ terör örgütü üyeliğinden açılan iddianamelerin incelenmesinde bir iddia olmadığı, yani bu konuda açılan bir davanın olmadığı, bu durumun tek başına hüküm tarihi itibariyle Yargıtay içtihadı  da göz önüne alınarak adı geçen kişilerin yaptıkları tüm işlemlerin geçersizliği sonucunun çıkarılamayacağı anlaşılmış ve mahkememizce Yargıtay 10.Ceza Dairesi’nin bu içtihadı doğrultusunda değerlendirme yapılmış ve sanık ve müdafilerinin iddianamenin geçersiz olduğu, yok sayılması gerektiği, bu kişilerin düzenlediği belgelerin yok hükmünde olduğu yönündeki savunmalarına itibar edilmemiştir.   Demektedir.

Yargıtay 10. Ceza kurulunun içtihadının;  FETÖ  Emniyet İmamı ve kuryesi Hilmi Özdil’ den ele geçirilen kripto belgeyle terör örgütünün top yekun icra ettiği tespit edilen, kumpas davalarının başlatılmasıyla da ilgili “GÜLEN- FETÖ EMİR RAPOR ZİNCİRİ – KUMPASIN İCRASI” faaliyeti ile mukayese edilebilir nitelikte olmadığı gibi, içtihat,  davanın hakim ve savcılarının görev kusurunu konu almasına rağmen, mahkeme gerekçeli kararında içtihadı  kendince  genişleterek,  soruşturma ve kovuşturma aşamasında  TSK ve   diğer kurumlarda görev yapmış ne kadar kamu görevlisi FETÖ cü varsa, tamamını kapsayacak şekilde, milletin gözü önünde gelişen FETÖ kumpas davaları ile ilişkilerinden ve örgütün yürüttüğü stratejik plandan  vareste tutmuş, aklamıştır.

Bu değerlendirme; Bekaa vadisinde, PKK lı teröristlerin düzenlediği araştırma tutanaklarına dayanarak, PKK lı sözde savcının aldığı ifadelerle hazırladığı iddianame,  PKK nın kurduğu bir sözde mahkemede teröristlerin getirdiği belgelerle yapılan yargılamanın, PKK nın amaçları doğrultusunda yapıldığına dair bir iddianamenin olmadığının ileri sürülerek yasal kılınması örneği ile benzerdir. Hatta teröristlerin hazırladığı belgelerin kimi sanıklar lehine olduğunu da ileri sürerek yargılamanın ne kadar adil olduğunu savunmak kadar vahimdir.  Hiçbir Cumhuriyet mahkemesi hiçbir terör örgütünün ve teröristin amaç ve faaliyetlerine kefil olamaz.  Bu yargı sürecinin Cumhuriyet yargısını tarif ve temsil etmediği gerçeği,  zaten açık delilin bizzat kendisidir.  Bu dava ile örnek arasındaki tek fark öznenin PKK yerine FETÖ olmasıdır.  

Tanık İlnur Çevik’in  sanık isimlerini zikretmediği mahkemedeki ifadesinden sonra, beyan etmediği bir konuda tanığa “sanık ismi zikredip şunu da söylediniz değil mi?diyerek olmayan bir bağlantıyı hemen kurabilen!  Mahkeme Başkanı ile heyetin;   soruşturma ve kovuşturma aşamalarında görev alan yetkililerin! neredeyse tamamının FETÖ üyesi olmasınıdava açılmadan yıllar önce sanıkların adının geçtiği kripto belgelerin teröristlerin üzerlerinde bulunmasını, bu belgenin Ergenekon davasının başlatma talimatı olduğunun da kabul edilmesini, haklarında sahte belge düzenlemek, kumpas kurmak, adil yargılamayı etkilemek, görevini kötüye kullanmak gibi iddialarında yer aldığı FETÖ davaların devam etmesi ile,  28 Şubat kurgu davası arasında bir bağlantı kuramamasını maddi gerçek karşısında iyi niyetli ve hukuka uygun bulmak mümkün değildir.

Bununla birlikte mahkeme;  FETÖ davalarında yargılanan ve belgelerde ismi bulunan kişilerin, belgeleri örgüt faaliyeti kapsamında düzenlendiğine dair bir iddia olmadığını ileri sürmekle ancak;  gerekçeli kararında  (FETÖ) örgüt faaliyetlerin ne olduğunu, bu faaliyetlerden ne kastettiğini, örgütün amaç, eylem, plan ve yöntemlerinin neleri kapsadığını,  örgüt üyelerinin örgüt  faaliyeti kapsamında neler yaptığını açıklamamış, gerekçeli kararında açıklamadığı soyut “örgüt faaliyetleri”n den söz ederek, belgelerin bu kapsamda hazırlanmadığını ileri sürebilmiştir.  Oysa ki, terör örgütü üyeliğinden açılan her davada;  sanığın işlem /eylemlerinin örgütün emir, amaç, plan ve faaliyetleri kapsamında olduğu zaten iddia edilmektedir.  Böyle bir iddia yoksa, şahıs (savcı ve hakimler)  hakkında zaten  böyle bir dava da açılamaz. 

  • MAHKEMENİN GEREKÇELİ KARARINDA, AÇIKLAMADAN ATIF YAPTIĞI, “ÖRGÜT FAALİYETİ” VE “FETÖ NÜN NİTELİĞİ İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/10142  Esas Numaralı  FETÖ  üyeliğinden açılmış İddianamede  aşağıda yer alan örgüt faaliyetleri kapsamında yargı ve kolluk mensuplarının rolü ve görevi de açıkça anlatılmıştır ;

“FETÖ’NÜN NİTELİĞİ,  CEBİR VE ŞİDDET UNSURU OLARAK YARGI VE EMNİYET GÜCÜNÜN KULLANILMASI” başlıkları altında, aşağıdaki şekilde açıklanmıştır  ( syf.14, 17). Bu tespitler her FETÖ davasında tekrar edilip verilen somut yargı kararları ile teyit ve tespit edilmiştir;

“3,2. FETÖ/PDY’NİN TERÖR ÖRGÜTÜ NİTELİĞİ FETÖ/ PDY cebir, şiddet ve diğer hukuk dışı yöntemleri kullanarak devlet otoritesini baskı altına almayı, zaafa uğratmayı, yönlendirmeyi, alternatif bir otorite olarak ortaya çıkmayı, devlet otoritesini ele geçirmeyi, sonuç olarak demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ni sona erdirerek yerine örgüt lideri GÜLEN’in kendi doktrinlerine göre saptırılmış şer’i yasaların hakim olduğu teokratik bir devlet kurmayı hedefleyen bir suç örgütüdür.”

Hedefine ulaşabilmek için hayatın olağan akışı içerisinde beraber hareket etmeleri mümkün olmayan;  -Kanunlarımıza göre silahlı, zor kullanma ve yaptırım uygulama yetkisine sahip ve mesleki hiyerarşi içerisinde görev yapan kamu çalışanlarını ve devlet memurlarını, -Diğer üst düzey çalışan veya emekli olmuş kamu görevlilerini, – Bürokratlar, Gazeteci, Yazar ve Akademisyenleri, -Sivil Toplum Kuruluşları mensuplarını aynı amaç etrafında faaliyet gösterecek şekilde bünyesinde barındırmış, süreklilik arz eden gizli ve hiyerarşik bir yapılanma  içerisine girmiştir.

“Örgütün belirli bir ideolojisi, mensuplarının hücresel şekilde birbirleriyle bağlantıları, aralarında rapor ve talimat alışverişi bulunmaktadır. Alttan yukarıya doğru rapor, yukarıdan aşağıya doğru talimat verilmektedir”

Devlet kadrolarında etkin hale geldiği dönemdeki uygulamalarıyla, kişilere karşı kamu gücünü hukuk dışında örgütsel amaçlar için cebren uygulamıştır. Devlet kurumlarını birbirine düşman hale getirmiş, bu örgüt üyesi olan olmayan ayrımına gitmiştir. Bu cebir ve şiddet sonucu bir çok kişinin ölümüne, sakat kalmasına, hastalanmasına ve intiharına neden olmuştur. Birçok kişi örgüt mensuplarının sızmış olduğu emniyet ve yargı gücünün tehdidi ve baskısı altına alınmış, kişi güvenliği ortadan kaldırılmıştır

“Dini unsurları temel alarak hareket ettiğini iddia eden FETÖ’nün dini değerler değişmezken, zamana ve şartlara göre kendisini değiştirmesi, ülkesi ve devleti ile barışık olması beklenirken devleti kendisine hasım ve karşı cephe olarak görmesi, tüm yapısıyla açık ve şeffaf olması gerekirken bir istihbarat örgütü gibi “kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar” kullanması, yönetim kadrosunun faaliyetlerini yurt dışından idare etmesi ve Türkiye’ye gelmekten imtina etmesi, hasımlarını saf dışı etmek için her türlü baskı, şantaj ve yasa dışı faaliyeti kullanması, çeşitli yabancı misyon temsilcileriyle mahiyeti bilinmeyen görüşmelerde bulunması, diğer terör örgütleriyle temas kurması ve onlara istihbarat, lojistik, eylem tarzı türü destek sağlaması, söz konusu yapının casusluk faaliyetlerini de kapsayan organize bir terör örgütü olduğunu ortaya koyan unsurlardır.”

“Terör örgütünün son dönemlerdeki faaliyetleri incelendiğinde, örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm anayasal kurumlarını (yasama, yürütme, yargı erklerini) ele geçirmek olan nihai hedefine ulaşabilecek gücü elde ettiğine inandığı, bu özgüvenle nihai hedefe ulaşmaya yönelik eylemlerini arttırdığı, Nihai hedefe ulaşmak için başlatılan son sürecin kamuoyunda Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy, İzmir Askeri Casusluk, Taşhiye, Selam Tevhid, MİT Tırları ve 17-25 Aralık isimleriyle bilinen kurgu ve kumpas soruşturmalarla başlatıldığı,”

“ 3.2.1.1. SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNÜN “CEBİR VE ŞİDDET” UNSURU OLARAK YARGI VE EMNİYET GÜCÜNÜN KULLANILMASI”

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yargı erki içerisinde, hiyerarşik şekilde örgütlenen ve alternatif olarak faaliyet gösteren, kendinden olmayan herkesi, özellikle de örgütün kişisel çıkar ve menfaatlerine hizmet etmeyen kişileri düşman olarak tanımlayan, örgüte boyun eğmeyen veya farklı düşünen kişileri hedef haline getirerek yargı kararları İle emniyet operasyonlarına konu eden, istihbarat toplayan, operasyon kararları alan, emniyet ve yargı üzerinden toplanan istihbarata göre örgütün üst düzey yöneticilerinin verdiği kararları icra eden, basın ve yayın üzerinden linç girişimi gerçekleştiren, topluma yönelik algıyı yöneten, örgütte yer alanları kahramanlaştıran, unutturma sürecini tekrarlayan, suç faili veya masum olduğuna bakılmaksızın birçok kişiyi yargı eliyle mağdur eden, çözümü mümkün olmayan abartılı, gerçeklerin gizlendiği, kasıtlı, taraflı ve delilsiz davalar açan, hukuki temelden yoksun bu davalarla da “mafya ve terörle mücadele edildiği” algısı yaratan örgüt mensuplarının yargı içerisinde “cemaat cuntası” şeklinde paralel bir yargı gücü oluşturdukları ve yine örgütlendikleri kolluk gücü vasıtasıyla yargı kararlarını infaz ettirdikleri görülmüştür. Klasik anlamda terör Örgütlerinden farklı yöntemlerle örgütlenen ve strateji oluşturulan terör örgütü mensupları içerisine sızdıkları devletin cebri ve silahlı gücünü (yargı ve yargı kararlarını infazla yetkili kolluk makamları) anlatılan şekilde kullanmak suretiyle faaliyetlerini sürdürmüşler, “terör örgütü” kavramının “cebir ve şiddet” unsurunu oluşturan eylemlere vücut vermişlerdir. Bu nedenle örgütün, devletin yargı ve yasal şartları oluştuğunda cebir kullanmaya yetkili kolluk makamlarını kullanarak gerçekleştirdiği kurgu ve devleti kendi örgütsel çıkarları doğrultusunda dizayn etme amaçlı soruşturma ve kovuşturmalar, örgütün silahlı eylemleri olarak mütalaa edilmelidir.”

“Anılan örgütün nihai amaçlarına ulaşmak gayesiyle öncelikle askeriye, mülkiye, emniyet, yargı ve diğer stratejik öneme sahip kamu kurumlarını ele geçirmek için kendilerine engel olacaklarını düşündüğü bürokrat ve personellerin sistem dışına çıkarılmasını sağlayarak örgüt elemanlarını bu makamlara getirdiği, bu kapsamda örgütün yargı ayağındaki uzantısı tarafından Hüseyin KURTOĞLU, Askeri Casusluk, Şemdinli, Balyoz, Ergenekon GİBİ PROJE SORUŞTURMA VE KOVUŞTURMALARIN ÜRETİLDİĞİ,

Mahkemelerin birer örgüt sorumlusunun bulunduğu, sorumlu kişinin örgütü ilgilendiren davaları takip ederek ve bu davalarla ilgili olmak üzere örgüt üyesi hâkimlerle görüşerek kararların istenilen yönde çıkması yönünde telkinlerde bulunduğu, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yargı üzerinden gerçekleştirdiği usulsüz yargılama işlemleri ile yaptığı haksızlıklara “yargının kararı” veya “takdiri” denilerek karşı çıkılmasının engellendiği, operasyonlar karşısında “bağımsız yargı, inceleyip karar versin” denilerek haksızlığa meşruluk kılıfı sağlandığı, yıllarca süren yargılamalar sonucunda gerçeğin ortaya çıkması halinde bile kimsenin yargı eliyle işlenen haksızlığın peşine düşmediği, silahlı terör örgütünün, yargının ne kadar büyük bir güç olduğunu, yargıyı etkili ve operasyonel şekilde kullanmak suretiyle yapılamayacak hiçbir şey olmadığını ve her şeyin sınırsızca yapılabileceğini gördüğü, özel yetkili mahkemelerin, örgütün elinde tüm toplumu dizayn edecek bir silaha dönüştüğü,”   AÇIKLANMAKTADIR.

FETÖ örgüt üyeliği iddiası ile açılan davalarda, FETÖ üyesinin aşağıda sıralanan örgüt amaç ve faaliyetleri kapsamında işlem ve eylem  yürüttüğü yukarıda yer alan  iddianame ve kararlarda yer almıştır,  FETÖ  özetle ;

    • Mensuplarını aynı amaç etrafında faaliyet gösterecek şekilde, süreklilik arz eden gizli ve hiyerarşik bir yapılanma ile toplamış, hiyerarşik ilişkileri hücresel şekilde alttan yukarıya rapor, yukarıdan aşağıya talimat ile gerçekleşmiş,
    • Sızmış olduğu devlet kadrolarında örgüt üyesi olmayan kişilere karşı kamu gücünü hukuk dışında örgütsel amaçlar için cebren uygulamış, emniyet ve yargı gücünün tehdidi ve baskısı altına almış, 
    • Bir istihbarat örgütü gibi “kod isimler, özel haberleşme kanalları kullanmış, yönetim kadrosunun faaliyetlerini yurt dışından idare etmiş, hasımlarını saf dışı etmek için her türlü baskı, şantaj ve yasa dışı faaliyeti kullanmış,
    • YARGI ERKİ İÇERİSİNDE HİYERARŞİK ŞEKİLDE ÖRGÜTLENMİŞ, kendinden olmayan herkesi, özellikle de örgütün kişisel çıkar ve menfaatlerine hizmet etmeyen farklı düşünen kişileri hedef haline getirerek yargı kararlan ile emniyet operasyonlarına konu eden, istihbarat toplayan, operasyon kararları alan, emniyet ve yargı üzerinden toplanan istihbarata göre ÖRGÜTÜN ÜST DÜZEY YÖNETİCİLERİNİN VERDİĞİ KARARLARI İCRA ETMİŞ,
    • Birçok kişiyi yargı eliyle mağdur eden, gerçeklerin gizlendiği, kasıtlı, taraflı ve delilsiz davalar açmış, bu davalarla da “mafya ve terörle mücadele edildiği” algısı yaratarakYARGI İÇERİSİNDE “CEMAAT CUNTASI” ŞEKLİNDE PARALEL BİR YARGI GÜCÜ OLUŞTURMUŞ, örgütlendikleri kolluk gücü vasıtasıyla yargı kararlarını infaz ettirmiş, Bu nedenle devleti kendi örgütsel çıkarları doğrultusunda dizayn etme amaçlı KURGU SORUŞTURMA VE KOVUŞTURMALAR, ÖRGÜTÜN SİLAHLI EYLEMLERİ OLARAK MÜTALAA EDİLMİŞ,
    • Örgütün nihai amaçlarına ulaşmak gayesiyle öncelikle askeriye, mülkiye, emniyet, yargı ve diğer stratejik öneme sahip kamu kurumlarını ele geçirmek için kendilerine engel olacaklarını düşündüğü bürokrat ve personellerin sistem dışına çıkarılmasını sağlayarak örgüt elemanlarını bu makamlara getirdiği, bu kapsamda örgütün yargı ayağındaki uzantısı tarafından Hüseyin KURTOĞLU, Askeri Casusluk, Şemdinli, Balyoz, Ergenekon gibi proje soruşturma ve kovuşturmalar ürettirmiş,
    • Mahkemelerin birer örgüt sorumlusunun bulunduğu, sorumlu kişinin örgütü ilgilendiren davaları takip ederek ve bu davalarla ilgili olmak üzere ÖRGÜT ÜYESİ HAKİMLERLE GÖRÜŞEREK KARARLARIN İSTENİLEN YÖNDE ÇIKMASI YÖNÜNDE TELKİNLERDE BULUNMUŞ,
    • ÖZEL YETKİLİ MAHKEMELERİ, ÖRGÜTÜN ELİNDE TÜM TOPLUMU DİZAYN EDECEK BİR SİLAHA DÖNÜŞTÜRMÜŞTÜR.

Davanın soruşturma aşamasında yer alan yargı mensupları ile, belge hazırlayan, belge gönderen, araştırma tutanağı düzenleyen, bilirkişi raporu hazırlayan ve bu gibi  kamu görevi icra eden kamu görevlilerinin neredeyse tamamına yakını hakkında FETÖ üyeliği  iddiasıyla davalar açılmış olup bu örgüt üyelerinin, yukarıda açıklanan örgüt amaç ve faaliyetleri kapsamında eylem ve  işlem yürüttüğü  iddianame ve kararlarda  zaten yer almıştır.  TSK’dan dava dosyasına dahil edilen tüm belgelerin göndereni ve hazırlayanı olan Gnkur eski Adli Müşaviri FETÖ zanlısı Muharrem Köse hakkında 15 Temmuz kakışmasına katılması dışında, FETÖ” yapılanmasıyla ilgili tüm yazı ve ihbarları daha önce soruşturma yapıldığı gerekçesiyle işleme koymaması, İzmir Casusluk kumpası davasıyla ilgili yazışmalarda usulsüzlük yapması,   uydurma soruşturmalar açması ve kumpas kurması. kozmik oda belgelerini FETÖ örgütünün eline geçmesini sağlaması iddialarıyla davaların devam ettiği, mahkemenin itibar ettiği  “Batı Eylem Planı” ve “Batı Harekat Konsepti” sözde belgelerinin sahte  imha tutanağını hazırlayan  Albay Emin Mert’in  FETÖ itirafçısı olduğu, işlem ve eylemlerini örgüt amaçları doğrultusunda yürüttüğünü açıkladığı, kumpas çetesi kurduğu, Ütm Nazlığül  Daştanoğlu’nun ölümüne sebep olduğu,  CD 5 in uydurma bilirkişi raporunu düzenleyen Firari FETÖ sanığı Ünal TATAR’ın  Balyoz ve Ergenekon kumpas davalarında uydurma bilirkişi raporu düzenlediği iddianamelerde yer almaktadır. Bu isimler dilekçemizde yer alan isimlerden sadece örneklerdir. Dilekçemizde, mahkemenin ileri sürdüğü her sözde delilin, sorumlusuyla birlikte sahte ve kurgu olduğu belgesiyle açıklanmıştır.  FETÖ üyeliği iddiası ile hakkında dava açılan bu kişilerin, kimisi tutuklu, kimisi firarda, kimisi de FETÖ itirafçısı olup faaliyetlerini örgüt amaçları doğrultusunda yürüttüklerini zaten itiraf etmişlerdir.  Mahkemenin ve savcılığın da bu işlem ve eylemlere katkı sağlayan, aklayan, delil gizleyen,  Muharrem Köse’nin düzenlediği sahte belgeler hakkında bilmesine rağmen işlem yapmayarak gizleyen, bilerek ve kasıtla raporları çarpıtan, gizlilik derecesi bulunmayan belgeleri devlet sırrı olmadığı halde, silahların eşitliği ve adil yargılanma hakkını ihlal edecek şekilde bir kısmını gerekçesiz kapatıp sanıklardan kaçıran hukuk ve etik dışı işlem ve değerlendirmeleri, ilgili bölümlerinde belgesiyle açıklanmıştır. 

FETÖ ÜYELERİNİN, İDDİANAMELERDE AÇIKLANAN ÖRGÜT FAALİYETLERİNE ZATEN İŞTİRAK ETTİKLERİ,  bu işlem ve eylemleri o dönemde sahip oldukları kamu gücünü kullanarak icra ettikleri yer aldığından, Mahkemenin, FETÖ davalarında yargılanan ve belgelerde ismi bulunan kişilerin, belgeleri örgüt faaliyeti kapsamında düzenlendiğine dair bir iddia olmadığını üstelik Yargıtay 10. Ceza Dairesinin ilgisiz kararına atıf yaparak ileri sürmesi, iddianamelerde ve yargı kararlarında yer alan somut gerçekliğe aykırı olmakla birlikte, mahkemenin FETÖ üyelerinin işlem ve eylemlerini aklayan  saptırmasıdır.

MAHKEMENİN GEREKÇELİ KARARINDA YARGITAY 10.CEZA DAİRESİ’NİN YARGILAMADA KARARA KATILMIŞ HAKİMLERİ KONU ALAN İÇTİHADINA ATIF YAPARAK YAPTIĞI  DEĞERLENDİRMEDE:

Mahkeme bir birinden tamamen farklı iki hususu kasten birbirine karıştırmıştır :

    • Emniyet imamı ve Kozanlı Ömer kod adlı Osman Hilmi Özdil’in 2007 yılında Newyork’ta üzerinden yakalanan kripto belgelerde Ergenekon ve 28 Şubat davaları sanıklarının isimlerinin yazılı olduğundan hareketle, 4. Ağır Ceza Mah.nin savcısı iddianamede Ergenekon ve 28 Şubat davalarının FETÖ tarafından önceden planlanıp kurgulandığı, F. Gülen ve örgüt yöneticilerinin emri ile çok amaçlı planlanıp uygulanan stratejik harekatın bir parçası olduğu, talimatın yurtdışından canlı kurye ile geldiğinin ispatlanmış olduğu, bu iddianamede yer alan hususlardan, 28 Şubat davasının da FETÖ’nün önceden kurgulayıp, uyguladığı bir kumpas davası olduğu ve bu nedenle 28 Şubat davasının düşürülmesi gerektiği sanıklar ve müdafileri tarafından ifade edilmiştir.
    • Örgüt amaçları doğrultusunda faaliyet gösteren 28 Şubat davasının iddianamesini hazırlayan ve çeşitli safhalarına damgasını vuran savcı ve hakimlerle Gnkur.Adli Müşaviri ve diğer kamu görevlileri FETÖ’cü oldukları gerekçesiyle  meslekten ihraç edilmiş ve tutuklanmıştır. Sanıklar ve müdafileri tarafından,  bu durum 28 Şubat davasının bir kumpas davası olduğunu gösterdiğinden düşürülmesi gerektiği ifade edilmiştir.
    • Mahkemenin bu savunmamızı çürütmek için sunduğu emsal Yargıtay içtihadının bu iki durumla da ilgisi yoktur ;

İçtihada göre;  yeniden yargılama için hükme katılmış hâkimlerden birinin aleyhine ceza kovuşturması veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek görevine ilişkin kusuru ile, yeniden yargılama talep edilen dava arasında bir bağlantının bulunması gerekmektedir.

Örnek olarak; yolsuzluktan yargılanıp cezası kesinleşen bir hâkimin daha önce yolsuzluk dışında başka konularda verdiği kararların yok sayılması ve yargılamanın yenilenmesi gerekmemektedir. Önceki ve sonraki konuların birbiriyle bağlantısı bulunmamaktadır.

28 Şubat İddianamesini hazırlayan savcılardan biri veya tamamı hakkında sonradan başka bir davada örnek olarak rüşvet aldıkları iddiasıyla dava açılmış veya tutuklanmış olsaydı, elbette bu ikinci dava konusunun birinciyle ilgisi olmadığından 28 Şubat davasının da düşürülmesi söz konusu olmazdı.

Ancak, burada söylenen başka bir şeydir ve mahkeme bu gerçeği kasten gizlemek sulandırmak istemektedir. FETÖ üyesi bazı hakim ve savcılar ve bazı kamu görevlileri, bir örgüt yapısı içerisinde, örgütün FETÖ davalarına yansıyan amaç ve faaliyetleri kapsamında, önceden anlaşarak ve planlayarak,  örgüt liderinin talimatları doğrultusunda, arama yapmış, iddianame hazırlamış delileri karartmış, davayı kabul etmiş, sahte belge düzenlemiş vb. olup bu kişiler şu anda da aynı örgüte üye olmaktan ve örgütsel faaliyetlerinden dolayı yargılanmaktadırlar. Bu nedenle de kamu görevlerinden ihraç edilmişlerdir. Her iki konu  arasında doğrudan bağlantı vardır. Mahkemenin bu önemli delili önemsizleştirmek için çok zorlandığı, kapsamını genişleterek sulandırdığı, ancak beceremediği anlaşılmaktadır.

Mahkemenin savunmamızı çürütmek için atıf yaptığı Yargıtay içtihadı, aksine tam da bu nedenle savunmamızı desteklemiştir. Başka bir savcının kumpastır dediği ve hazırlayanların tamamının FETÖ’cü olduğu için meslekten ihraç edilerek yargılanmakta olduğu bir davanın derhal düşürülmesi gerekirdi. Her iki konu birbiri ile doğrudan bağlantılıdır. Mahkeme bunu kasten yapmayarak tarafsızlığını yitirmiştir.

Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi iddianamesindeki  “28 Şubat davasının önceden planlanmış bir kumpas davası olduğu” iddiasını ciddiye almamakla kendisi ve kumpas davaları iddianame ve kararlarıyla çelişmiş, tarafsız olmadığını açıkça ortaya koymuştur.  Osman Hilmi Özdil’in üzerindeki belgelerde adı geçen kişilerin bir bölümünün 12.06.2007 günü Ümraniye’de bir gecekonduda el bombalarının bulunmasıyla başlayan Ergenekon Davası sanıkları arasında yer aldığı, bu şahıslar hakkında henüz bir soruşturma süreci dahi başlamamışken, aylar öncesinde adı geçen kişilerle herhangi bir şekilde ilişkisi bulunmayan Osman Hilmi Özdil’in 18.04.2007’de ele geçirilen notları arasında isimlerinin yer almasının Ergenekon Davasının önceden planlanıp kurgulandığını, Fetullah Gülen ve Örgüt yöneticilerinin emri ile çok amaçlı planlanıp uygulanan stratejik harekatın bir parçası olduğunu, talimatın yurt dışından canlı kurye ile geldiğini ispatladığı, notlarda adı yer alan ancak Ergenekon Davasında şimdilik yargılanmayan diğer şahısların büyük bölümünün ise F. Gülen örgütlenmesine karşı tutumlarıyla bilinen kişilerden olduğu açıkça anlaşıldığı iddianamede belirtilmiş ve gerekçeli kararda ise buna karşı çıkılmayarak bu iddia kabul edilmiştir.

SONUÇ OLARAK ; Osman Hilmi Özdil’den ele geçirilen notlar arasında,  Ergenekon sanıklarının  isimlerinin yer almasının, Ergenekon davasının önceden planlanıp kurgulandığı,  terör örgütü lideri gülen ve örgüt yöneticilerinin emri ile çok amaçlı planlanıp uygulanan stratejik harekatın bir parçası olduğu, talimatın yurt dışından kurye ile geldiğini ispatladığı kabul edilerek,  bu kripto belgeyle Ergenekon davası arasında doğrudan bağlantı kurulması,

AYNI KRİPTO BELGEDE 28 ŞUBAT DAVASI  SANIKLARININ İSİMLERİNİN BULUNMASI DA, 28 ŞUBAT  DAVASININ AYNI NEDENLE ÖNCEDEN PLANLANIP KURGULANDIĞININ,  terör örgütü lideri Gülen ve örgüt yöneticilerinin emri ile çok amaçlı planlanıp uygulanan stratejik harekatın bir parçası olduğunun, talimatın yurt dışından kurye ile geldiğini ispatladığı kabul edilerek,  bu kripto belgeyle 28 Şubat kumpas davası arasında doğrudan bağlantı kurulması ve davanın derhal düşürülmesi;  hukukun, aklın, insan haklarının, hukuk birliğinin, anayasanın, tarafsızlığın, eşitliğin, adil yargılamanın, yargı etiğinin açık bir zorunluluğudur. Aksi durum bütün bu ilkelerin ve aklın yok sayılması anlamını taşır ki, bu durum sanıkların değil, yargının tarafsızlığının sorgulanmasını gerekli kılar.  


2. FETÖ ZANLISI SAVCI BİLGİLİ VE MÜŞTEKİ AVUKATLARINCA İLERİ SÜRÜLEN; ALİ KALKANCI, MÜSLÜM GÜNDÜZ VE FADİME ŞAHİN’İN TSK TARAFINDAN KULLANILDIĞI / EĞİTİLDİĞİ İDDİASI GERÇEK DIŞIDIR. ERGENEKON KUMPAS SORUŞTURMASINDA DA YER ALAN VE GEREKÇELİ KARARDA TEKRARLANAN İDDİANIN FETÖ KURGUSU OLDUĞU  YARGI KARARIYLA  ORTAYA ÇIKMIŞTIR. 

Bu uydurma senaryo ile ilgili olarak hiçbir sanık hakkında ne iddianamede ne gerekçeli kararda somut hiçbir belge ve iddia ileri sürülememiş, genel ifadelerle atılı suça dayanak alınmıştır. Gerekçeli kararda yer alan iddialar aşağıdadır ;

GEREKÇELİ KARAR SYF. 2646 İDDİA :

Müşteki avukatları ortaklaşa yaptıkları esas hakkında şikayetlerinde: Ali Kalkancı-Müslüm Gündüz-Fadime Şahin Tiyatrosu (28 Aralık1996): 28 Şubat darbesinin sembollerinden, (tarikat şeyhi) Ali Kalkancı, (Aczimendi lideri) Müslüm Gündüz, Fadime Şahin’in, o dönemde televizyonlardaki açıklamalarının tamamen kurgu olduğu ortaya çıkmıştır (……) Darbe süreci içinde, (irtica tehlikesini haklı gösterebilmek amacıyla) toplumun geniş kesimleri tarafından kabul görmeyen, aşırı ve marjinal kişiler TV programlarına davet edilerek, bu kişilerin görüşlerine yer verilmiştir. 28 Aralık 1996 tarihinde, Müslüm Gündüz ile Fadime Şahin’in aynı evde basılmasıyla başlayan ve 28 Şubat 1997 tarihli MGK toplantı tarihine kadar medya organları tarafından sürekli gündemde tutulan bu olayın, Refah-Yol hükümeti kurulduktan sonra, “irtica” tehlikesini haklı göstermek amacıyla sahneye konulan bir oyun olduğu ortaya çıkmıştır. O günlerde, tarikat şeyhi olarak takdim edilen Ali Kalkancı’nın,  gerçekte tarikatla herhangi bir ilgisinin olmadığı, alkolik bir kişi olduğu,tarikat şeyhi gibi gösterilerek,kendisine sahte müritler ayarlandığı, yine, bu kişinin tecavüzüne uğradığını iddia eden ve mağdur rolünü oynayan Fadime Şahin’in de pavyonda çalışan telekız, konsomatris olduğu, Sisi lakaplı Seyhan Soylu ve yapım şirketi tarafından organize edildiği ortaya çıkmıştır. Bu olaydan 13 yıl sonra, Ali Kalkancı’nın uyuşturucu (captagon) imalatı nedeniyle tutuklanması, Fadime Şahin’in ortadan kaybolması, kimliğini değiştirmesi, (darbeden sonra başını açması) bunu teyit etmektedir. Refah-Yol hükümeti kurulduktan kısa süre sonra bu oyunun sahneye konulması, (28 Şubat darbesine iştirak eden sanıklardan bazılarının) “hükümeti düşürme” suçuyla ilgili icra hareketlerine, (en geç) hükümet kurulduktan sonra hemen başladığını kanıtlamaktadır.” ŞEKLİNDE İDDİA EDİLMEKTE, ANCAK SANIKLARDAN BAZILARININ KİM OLDUKLARI VE  İDDİAYA İLİŞKİN  DELİLLERİ ORTAYA KOYAMAMIŞLARDIR.

Müşteki avukatları,  Ali Kalkancı’nın aslında içki içtiğini, tarikat lideri gibi gösterildiğini,  sahte müritler ayarlandığını iddia edip,  akıl yürüterek bu şahsın aslında TSK tarafından kullanıldığını açıklamaya çalışmışlardır.  Müşteki avukatlarının müdafiliklerini yaptıkları asker müştekiler arasında,  F.GÜLEN tarikatı iltisakı nedeniyle TSK dan atılanların olduğu, kendi ifadelerine göre, F.GÜLEN cemaati üyelerinin kendilerini gizlemek üzere içki içtikleri, eşlerinin başlarını açtıkları belirtilmiştirBu bağlamda, bu iddiaya ilişkin akıl yürütmenin tutarlı olmadığı,  zaten yasadışı olan tarikat üyelerinin dini standartları konusunda Cumhuriyet mahkemesinin ölçü belirlemesinin mümkün olmadığı, müşteki avukatlarınca da bilinmesi gereken hususlardır. Ancak, iddiaların aksine;  F. GÜLEN tarikatının 15 Temmuza giden süreçte, örgütün bizzat planlayarak uyguladığı kumpasları,  TSK personeline, iftira ile yamamaya gayret gösterdiği, bu suretle, kadro, siyasi kazanım ve menfaat elde etmeye çalıştığı, müşteki avukatlarının bu iddialarını zikrederken akla geldiğinden, önemle hatırlatmakta yarar görüyoruz.

Gerekçeli Karar Syf. 2564 de yer alan iddia ise :

“Tansu Çiller’in danışmanlarından Şükrü Karaca23 Şubat-1 Mart 2009 tarihli Aksiyon Dergisinin 742.sayısında şunları açıklamaktadır: 28 Şubatın namus eksenli senaryosunun 4 başrol oyuncusunun bulunduğunu, bunların aczimendi lideri Müslüm Gündüz ile Fadime Şahin, sahte şeyh Ali Kalkancı ile Emire Ersoy olduğunu,Ergenekon soruşturmasında senaryonun detaylarının Harbiye Ordu Evinde yazıldığının ortaya çıktığını, belgelerin Veli Küçük’te ele geçtiğini, önce Aksaray’da çalışan Fadime Şahin’in tesettüre sokulduğunu, JİTEM ile çalışan Ali Kalkancı’nın bir işadamının kızı Emire Ersoy ile evlendirildiğini, Kalkancı’ya dini eğitim verildiğini, bu aktörlere yaptırılanların medya kullanılarak bir zümreye mal edilmeye çalışıldığını, Ali Kalkancı’nın İstanbul Haramidere’deki  fabrikasında captagon hapı ürettiğinin ortaya çıktığını,Şeklindedir.

Mahkeme Tansu Çiller’in danışmanlarından Şükrü Karaca’nın bir dergide ileri sürdüğü iddiası ile müşteki avukatlarının hayal dünyalarının yansıması olan esas hakkında şikayetlerine yer vermiş ancak bu sözde iddiaların muhatabı olan şahısların (Müslüm Gündüz, Fadime Şahin, Ali Kalkancı) ifadesine dahi başvurmamış, iddialara ilişkin tek bir somut belgeden (gerçek ya da sahte BÇG belgeleri dahil) ve sanık isminden söz edememiştir. Buna rağmen mahkeme, müşteki avukatlarının genel ve soyut iddialarına ve Şükrü karacanın yazısına gerekçeli kararında yer vererek, atılı suça soyut, genel ve hukuk dışı gerekçe yaratmıştır.

ERGENEKON SORUŞTURMASINDA DA YER ALAN BU UYDURMA İDDİANIN, FETÖ KUMPASI OLDUĞU YARGI KARARIYLA KANITLANMIŞTIR.  İDDİA İLE İLGİLİ GERÇEKLER AŞAĞIDIR;

İddiada; 28 Şubatın sözde 4 başrol oyuncusuyla ilgili senaryonun detaylarının Harbiye Ordu Evinde yazıldığı ve Ergenekon soruşturmasında Veli Küçük’te ele geçirildiği ifade edilmektedir. Ergenekon soruşturmasının baştan sona FETÖ kumpası olduğu, Veli Küçük’ten elde edilen, 28 Şubatın sözde 4 başrol oyuncusu ile ilgili belgelerin de FETÖ  tarafından kurgulandığı   Ergenekon davası beraat kararı,  Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararı ile kesin olarak teyit ve tespit edilmiştir. Bu nedenle dahi, bu iddianın gerçekçi olmadığı yargı kararıyla ortaya konulmakla birlikte, ESASEN ERGENEKON SORUŞTURMASI KAPSAMINDA FETÖ TARAFINDAN ÜRETİLEN BU BELGE İLE 28 ŞUBAT DAVASININ DA BİR FETÖ KUMPASI OLARAK KURGULANDIĞI, YARGI KARARI  İLE AÇIKÇA ORTAYA ÇIKMIŞTIR.

Müslüm Gündüz-Fadime Şahin olayının  FETÖ zanlıları; Sami Uslu (Eski Emniyet İsth.Şb.Md.), Ali Fuat Yılmazer (İst.Eski Em. Md.Yrd) ve Recep Güven ( eski Diyarbakır Emniyet Müdürü) tarafından F.GÜLEN  (FETÖ) talimatıyla kurgulandığı;

Savcı M. BİLGİLİ, M. GÜNDÜZ- F. ŞAHİN operasyonunu Genkur Psikolojik Harekât Dairesi ve BÇG tarafından yapıldığını iddia etmektedir.  Buna rağmen, hangi sanığın bu işlemi icra ettiğini ifade edememiş, hiç bir sanık hakkında somut olarak bir belge ortaya koyamamıştır.  Ancak, gazeteci/milletvekili Tuncay Özkan, 8.10.2016 tarihinde katıldığı bir TV programında (Halk TV)  FETÖ mensubu olduğu için meslekten ihraç edilen; Sami USLU (dönemin İst. Emniyet İstihbarat Şube Müdürü),  Ali Fuat Yılmazer (İst.Eski Em. Md.Yrd) ve Recep Güven’in ( eski Diyarbakır Emniyet Müdürü) M. GÜNDÜZ – F. ŞAHİN in basılma olayını  organize ettiğini  detaylarıyla anlatarak açıklamıştır. Programda  TV Haber Müdürü olduğu dönemde, muhabirlerini S.USLU nun bizzat arayarak “bir operasyon yapacağız gelin” dediğini ifaderek o dönemde bizzat yaşadıklarını açıkça beyan etmiştir.

– Müslüm Gündüz ise;  23.04.2016 tarihinde MERCAN TV’de katıldığı proğramda; Bu baskının, F.GÜLEN tarikatı (FETÖ) tarafından kurgulandığını, baskında görev alan  ve F.GÜLEN  tarikatı üyesi olduğunu ifade eden bir komiserin, bu baskını tarikatın (F.GÜLEN) düzenlediğini, baskında 3 gün boyunca pusuda bekleyip, çevre illerden toplatılan 437 polisle birlikte gerçekleştirdiklerini, bu şahsın  bu olayı kendilerine 2014 yılında anlattığını açıklamıştır. ( TV Program)

– Gerekçeli Karar syf.. 2588 de yer alan Tansu Çiller ifadesinde: “Aczimendiler olayı ile ilgili bu Fadime Şahin olayı ile ilgili basına yansıyan haberlerle ilgili o dönemde size İçişleri Bakanlığından veya devletin diğer istihbarat birimlerinden bunları yapan, Aczimendileri bu şekilde yönlendirenlerin asker olduğu yönünde bir istihbarat, bir bilgi paylaşımı geldi mi? Hem olay zamanda ve daha sonraki dönemlerde? “şeklindeki soru üzerine;  Bunların kurgu olduğu doğrultusunda geldi. Yani daha evvelden oluşmuş ve bunların bir kurgu olduğu doğrultusunda geldi. Askerler tarafından kurgulandığı doğrultusunda gelmedi. Ama medyanın genelde bir koordinasyon içinde bunu bu şekilde çalıştığını medya patronunun kendisi darbeleri araştırma komisyonunda ifade etmiştir. Bu yazılı ifade halen o komisyonun tutanaklarında mevcuttur.şeklinde beyanda bulunmuştur.

– Hiçbir sanık hakkında, adı geçen sözde başrol oyuncuları ile ilişkisinin olduğu, bu şahısları yönlendirip yönettiği, iddiada ileri sürülen olayları bizzat yürüttüğü iddianamede ve gerekçeli kararda belgesi ile somut olarak ileri sürülmemiş, ortaya konulmamış, iddiada ileri sürülen hususlar sahte ya da gerçek hiçbir BÇG belgesinde de bulunamamıştır.

İddiada yer alan “Ali Kalkancı’nın JİTEM ile çalıştığı” savına ilişkin dava dosyasında tek bir belge yoktur.

– Hiçbir sanık hakkında, Ali Kalkancı’ya dini eğitim verdiği ya da verdirdiği iddianamede ve gerekçeli kararda belgesi ile somut olarak ileri sürülmemiş, sahte ya da gerçek hiçbir BÇG belgesinde de bulunmamaktadır.

– Ankara-Kocatepe Cami önünde olay çıkartan Aczimendilerin askeri cemseyle götürüldüğü ve bu şahıslara bir şey olmadığı yalanı “Tanık Hakkı İlnur Çevik’in Yalan Beyanları” başlıklı kısımda o güne ait görüntülü TV haberleri, yargı kararları, belgesi ve detaylarıyla açıklanmıştır.

Başta M. Ali BİRAND olmak üzere Cüneyt ÖZDEMİR, Mirgün CABAS-Rüşen ÇAKIR 3 ayrı TV programına M. GÜNDÜZ’ü davet ederek adeta sorgulamışlardır. Bu programlarda yer alan beyanlar da iddianameyi ve müşteki avukatlarının yargıyı yanıltan soyut iddialarını yalanlamaktadır (TV Program).

GÜNDÜZ’ün bu TV programlarında verdiği cevaplar özetle aşağıdadır;

  1. Ali BİRAND: “Senin astsubay emeklisi olduğun ve müritlerinin arasında bir çok astsubay bulunduğu söyleniyor.”
  2. GÜNDÜZ: ”Ben işçi emeklisiyim. Askerlikle hiçbir bağım yoktur. Müritlerim arasında tek bir ast subay dahi bulunmamaktadır.
  3. Ali BİRAND: ”Seni Elazığ’dan bir Korgeneral almış, Yalova bölgesinde seni bir ay süreyle eğitmişler!”
  4. GÜNDÜZ:Ben hayatımda ne bir general gördüm ne de Yalova’ya gittim.
  5. M.Ali BİRAND: “28 Şubat darbesi…..”
  6. GÜNDÜZ: ”Asıl darbe bu ülkede 3 Mart 1924 de yapıldı (Hilafetin kaldırılması)
  7. Ali BİRAND: “Ankara’daki eylemlerini neden 28 Şubat sürecinde yaptın?”
  8. GÜNDÜZ:Tarikatımı yurt çapında tanıtmak için bu dönemi uygun bir ortam olarak değerlendirdim.
  9. ÖZDEMİR: ”28 Şubat sürecinde askerler seni kullandı mı?”
  10. GÜNDÜZ: Benim Hiçbir askerle temasım olmamıştır.”
  11. ÖZDEMİR: “Seni askerler Yalova’da bir ay süreyle özel bir eğitime aldılar mı?
  12. GÜNDÜZ:Benim hiçbir askerle temasım olmadı.”
  13. ÖZDEMİR: “Fadime ŞAHİN ile basılma olayını size göre kim tertipledi?”
  14. GÜNDÜZ:”İktidarın, İçişleri Bakanının haberi olmadan böyle bir baskın yapılamaz.”

– SONUÇ OLARAK ; FETÖ zanlısı savcı Bilgili ve Müşteki avukatlarının sanıklara yüklemeye çalıştığı, mahkemenin kararına dayanak aldığı  soyut iddialar gerçek ve hukuk dışıdır.  İddianın aksine Ergenekon soruşturmasında M.GÜNDÜZ-F.ŞAHİN-A.KALKANCI olayının FETÖ tarafından kurgulandığını tespit eden yargı kararları, GÜNDÜZ olayının FETÖ zanlıları eski Emniyet İstihbarat Şube Müdürü Salim USLU, Recep Güven ve Ali Fuat Yılmazer tarafından kurgulandığının ortaya çıkması,  iddiaya ilişkin somut tek bir belgenin bulunmaması, Tansu Çiller’in beyanı, savcı Bilgili’nin FETÖ zanlısı olarak tutuklu yargılanmasına devam edilmesi ve dilekçemizde bu davanın FETÖ kumpası olduğunu belgesiyle açıklayan diğer sayısız somut hususlar ileri sürülen bu iddianın FETÖ kumpası olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.


3. GÖLCÜK’TE ELE GEÇİRİLEN HARD DİSKLER VE CD LER İLE, BU DİJİTAL METERYALDE YER ALAN 28 ŞUBAT DAVASI İLE İLGİLİ  OLDUĞU İLERİ SÜRÜLEREK İDDİANAMEYE DAHİL EDİLEN BELGELERİN, BU DAVANIN FETÖ TARAFINDAN, ERGENEKON, BALYOZ GİBİ KUMPAS DAVALARI İLE BİRLİKTE KURGULANDIĞININ,  BİR PLAN DAHİLİNDE FETÖ ÜYESİ YARGI VE KOLLUK MENSUPLARI İLE BİRLİKTE YÜRÜTÜLDÜĞÜNÜN  AÇIK DELİLİDİR.

– GÖLCÜK’TE ELE GEÇİRİLEN HARD DİSKLER İÇİNDEKİ BELGELER “1965” RAKAMI İLE ŞİFRELENMİŞTİR;

  • FETÖ kumpası ile yapılan bir ihbar sonucu 6.12.2010 tarihinde Gölcük Donanma Komutanlığında yapılan aramada İstihbarat İKK ve Güvenlik Şube Müdürlüğü İstihbarat Kısım Amirliği odası zemin döşemesinin altında 5 (beş) adet hard disk bulunmuş ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca “suc unsuru olup olmadığı, bu belgelerin kim tarafından ve hangi tarihte, hangi bilgisayarda, ne maksatla oluşturulduğuna dair teknik incelemenin yapılması” Donanma Komutanlığı Askeri Savcılığınca görevlendirilecek Bilirkişi Heyeti’nden talep edilmiştir.

Bilirkişi heyetinin hazırladığı raporda özetle ;  siyah bir torba içinde aynı koşullarda bulunan 2, 3, 4 ve 5 Numaralı Hard Diskler içindeki belgelerin “1965” rakamı ile şifrelendiğinin tespit edildiği belirtilmiştir.

       Rapordan;  28 Şubat iddianamesinde atılı suça konu edilen 4 Numaralı hard diskin içinde bulunan belgelerin de “1965” ile şifrelendiği Balyoz davasına konu olan ; birbirinden bağımsız çalışma ortam ve şartları ile personele sahip hem Harekat Başkanlığına hem de İSTH ve İKK Şube Müdürlüğüne ait 5 Numaralı hard disk içindeki  (“suga” ve “oraj” sözde harekat planlarıyla ilişkili olanlarda dahil)  belgelerin de “1965” ile şifrelendiği, bunun yanında, Harekat başkanlığını ilgilendiren Deniz Harekat  Planlarının bulunduğu 3 Nolu hard disk deki belgelerin de “1965” ile şifrelendiği, İKK Görevleri ile ilişkili 2 Numaralı hard diskin içindeki belgelerin de “1965” ile şifrelendiği anlaşılmaktadır.   5 Numaralı hard disk içinde, 28 Temmuz 2009 sonrasında kaydedilmiş olduğu değerlendirilen

Bu durumda; Donanma K.lığında 1997 yılından 2009  yılına kadar 12 yıl boyunca yüzlerce personel değişikliğine rağmen birbirinden bağımsız hem Harekat Başkanlığının hem de İST. ve İKK. Şube Müdürlüğünün sayısız  belgeyi “1965” ile şifrelediği anlaşılmaktadır. Bu durumun olağan akışa aykırı olduğu, aynı fiziki ortam ve şartlarda bulunarak kumpas davalarına dahil edilen 28 Şubat davasına konu 4 Numaralı hard disk de dahil tüm hard disklerde manipülasyon yapıldığı, planlı bir siyasi hedefe yönelen çete tarafından belgelere ulaşıldığı ve amaca uygun her türlü veri değişikliği yapılarak kumpas davalarına hazırlandığı hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde  anlaşılmaktadır.  Kaldı ki,  aynı şifrenin 12 yıl boyunca birbirlerinden bağımsız sayısız  belgeye aynen verilmesinin,  personel atama ve değişiklikleri ile bilgi güvenliği emirleri de  düşünüldüğünde gerçekleşme olasılığının yüz milyonlar mertebesinde bir (1) olduğunu hesaplamak hiç de zor değildir. BU MANİPÜLASYON BALYOZ DAVASI SÜRECİNDE YARGI KARARLARIYLA DA ORTAYA ÇIKARILMIŞTIR

  • GÖLCÜK BELGELERİNDEN 28 ŞUBAT İDDİANAMESİNDE ATILI SUÇA KONU EDİLEN VE 1999 YILINDA SON VERİ GİRİŞİ OLDUĞU BELİRTİLEN 4 NOLU HARD DİSK İÇİNDE,  2008 YILINA AİT OLAY VE BELGELERİN BULUNDUĞU, BİLİRKİŞİ RAPORU VE YARGI KARARI İLE TESPİT EDİLMİŞTİR;  

İstanbul Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi 2014 Balyoz davası beraat kararı  syf  602 de özetle;

            3 Nolu hard diskte bulunan; İhbar metni tutanağının bulunduğu “Belediye hopörleri” isimli belgenin oluşturma ve son kaydetme tarihinin 2008  olduğu, olayla ilgili Kocaeli İl Emniyet Müdürlüğünün ihbar kayıt defteri incelendiğinde ihbarın yapıldığı cep telefonlarından birisinin İSMAİL CAN adına kayıtlı olduğu ve bu şahsın Gölcük’te elde edilen 4 NOLU HARD DİSKTE ismi geçen İKK ve güvenlik subayı Dz. Ütğm. İsmail Can olarak tespit edildiği belirtilmektedir.

   Savcılık Bilirkişi raporunda; 4 Nolu Hard diskin ilk dosya yaratılma tarihinin 12 Kasım 1996 yılı, son dosya yaratılma tarihinin ise 02 Kasım 1999 yılı olduğu belirtilmektedir.  Bu durumda;  2008 yılında Ütgm olduğu anlaşılan İsmail Can isimli İKK ve Güvenlik Subayının, henüz subay olarak Donanmaya dahi katılmadığı, son erişimi 1999 yılı olan 4 Nolu Hard disk içinde isminin yer alması, 4 Nolu Hard Diskin 28 Şubat davasına delil olmak üzere  FETÖ tarafından manipüle  edildiğini açıklamaktadır. 

  • 28 ŞUBAT İDDİANAMESİNDE DE YER ALAN GÖLCÜK BELGELERİNİN KUMPAS OLDUĞUNA YÖNELİK YARGI KARARLARI ;

İstanbul Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi 2014 Balyoz davası beraat kararı  syf  602 de özetle Gölcük’te ele geçirilen belgelerle ilgili olarak;

Gerekçe kısmında açıklandığı üzere dijital delillerin sahte olarak oluşturulduğu yönünde şüphe oluşması karsısında üç farklı yerden elde edilen dijital verilerde şifre, içerik vs. gibi benzerliklerin tüm dijitallerin aynı kişiler tarafından oluşturulmuş olma ihtimalini kuvvetlendirdiği düşünülmüştür değerlendirmesi yapılmıştır.

  • 2014 Balyoz davası beraat kararı syf 588-589 da; Gölcük belgeleriyle ilgili E-posta  ihbarının “Sizlere Donanma Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı ‘nda yer alan illegal bir grup ve bu grup üyelerinin yaptığı yasa dışı çalışmalar hakkında bilgi vermek istiyorum.” şeklinde başlayarak, Balyoz iddianamesinde  yer alan dijital ve diğer materyalden söz edip, devamında, Bahse konu belgeler arasında 28 Şubat sürecinde yapılan çalışmalarda dahil olmak üzere çok sayıda fişleme, gizli çekim görüntü ve ses kaydı ile Batı Çalışma Grubunca hazırlanmış çok sayıda illegal dokümanlar ve yabancı istihbarat elemanlarına pazarlanmak üzere temin edilmiş askeri gizli belgelerin yer aldığını duymuş bulunmaktayım.” Şeklinde devam etmektedir.  Bu ihbar sonucu ; Halen FETÖ şüphelisi Cumhuriyet Savcıları Firari Fikret Seçen ve  meslekten atılan Ali Haydar tarafından Gölcük Donanma Komutanlığında yapılan sözde aramalar sonucu  bu belgelere ulaşıldığı açıklanmaktadır.
  • 2014 Balyoz davası beraat kararı syf 790-791-792 ‘de yer alan  içinde 4 Nolu Hard diskin ve ses kasetlerinin de bulunduğu dijital delillerin ele geçiriliş şekilleri ve ele geçirildikleri yerlerle ilgili değerlendirme kısmında;

“Sonuç olarak bu bölmenin “gizli ve özel olarak oluşturulmuş “bir bölme olmadığı sonucuna varılmıştır. Mahkûmiyet hükmüne konu gerekçeli kararda belgelerin bulunduğu kısmın herkesin girip çıkabildiği bir yer olmadığı belirtilmiş ise de, tanık Ali Yörük’ün beyanından 2010 yılının Ağustos ayında harekat merkezinin tamamen tadilata alındığı, kablolama ihtiyaçları nedeniyle şubenin zemininin tamamen kaldırıldığı, bundan yaklaşık 4 ay kadar sonra 6.12.2010 tarihinde Gölcük Donanma Komutanlığında arama yapılarak hükme esas alınan delillerin elde edildiği anlaşılmış, tamirat sırasında dijital delillerin başkaları tarafından rahatlıkla kasıtlı olarak buraya konulmuş olabileceği düşünülmüştür. Kaldı ki mahkumiyet hükmüne esas alınan karar ve Yargıtay ilamında da belirtildiği gibi Kemalettin Yakar’ın sorumluluğunda olan belge ve dokümanların uzun süre poşetler içinde koridorlarda dolaştığı anlaşılmış, bu esnada dijital delillerin bu belgelerin arasına rahatlıkla konulmuş olabileceği düşünülmüştür   denmekte, devamında,

…Mahkememizin hükmüne esas alınan bilirkişi raporundan komutanlıkta ele geçirilen hard disk ve CD lerin sahte olarak oluşturulduğu yönünde kuvvetli şüphe bulunması dikkate alındığında hard disk üzerinde 4-5 gün önce oluştuğu belirlenen parmak izi bulunması, Gölcük Donanma Komutanlığında arama yapılmasına neden olan ihbarda direkt olarak suça konu dijital verilerin bulunduğu yerin belirtilmesi şüpheli ve dikkat çekici bulunmuş, sanıkların dijital verilerin başkaları tarafından kasıtlı ve sahte olarak düzenlenip buraya konulduğu yönündeki iddialarının ihtimal dahilinde olduğunu düşündürmüştür.  Devamında;

 Donanma Komutanlığında ele geçirilen ve mahkumiyet hükmüne esas alınan hard disk ve CD lerin TSK’ya veya sanıklara ait özel bilgisayarlarda oluşturulduğu yönünde hiç bir delil elde edilememesi, gazeteci tarafından teslim edilen, sahte oluşturulduğu kesin olarak belirlenen 11 ve 17 nolu CD ler ile içeriklerinin benzerlik göstermesi, bilirkişi raporları doğrultusunda 5 nolu harddisk, TDK marka l nolu CD ve 10 nolu CD ‘nin içeriklerinin sahte olarak oluşturulduğu yönünde mahkememizde kuvvetli şüphe oluşması, Gölcük Donanma Komutanlığında arama yapılmasına neden olan ihbarda direkt olarak suça konu dijital verilerin bulunduğu yerin belirtilmesi, 5 nolu harddisk üzerinde Donanma Komutanlığında arama yapılmadan 4-5 gün önce bırakılan ve elverişsiz olması nedeniyle kime ait olduğu belirlenemeyen parmak izi bulunması, dijitallerdeki suç teşkil eden belgelerin sanıklara aidiyeti yönünde şüphe oluşması dikkate alındığında, bu delillerin Gölcük Donanma Komutanlığında ele geçirilmesi bu dijitallerdeki suç teşkil eden belgelerin sanıklar tarafından düzenlendiğinin kabulü için yeterli bulunmamıştır. Sonucuna varıldığı ifade edilmektedir.

  • 2014 balyoz davası beraat kararı syf 796  delillerle ilgili yapılan genel değerlendirme üzerine varılan sonuç kısmında;

“ Yargıtay 9. Ceza Dairesinin ilamında da belirtildiği gibi dijital delillerin delil olarak kabul edilebilmesi için esasını korumaları, iliksin oldukları olayları temsil niteliklerinin ortadan kalkmaması, ulaşılma, elde ediliş ve muhafaza sekilerlinin usulüne uygun olması gerekmektedir. Mahkûmiyet hükmüne konu dijital deliller davanın ana delili niteliğinde olup, darbe planları olduğu belirtilen Balyoz, Oraj, Suga Harekat planları ile Çarsaf ve Sakal eylem planları, bu planlarla bağlantılı olan ve suç teşkil eden listeler ve belgeler sadece dijital veriler içinde bulunmaktadır. Gerek sanıkların evlerinde gerekse ilgili Komutanlıklarda yapılan aramalar sonucunda bu belgelerin delil niteliği taşıyacak şekilde ıslak imzalı çıktılarına rastlanılmamıştır.Mahkûmiyet hükmüne esas alınan dijital delillerin sanıklara ait veya Türk Silahlı Kuvvetlerinde bulunan bir bilgisayarda oluşturulduğu yönünde hiçbir delil elde edilememiştir.Denmekte devamında;

“ Sonuç olarak yukarıda belirtilen tüm değerlendirmeler doğrultusunda,  dijital deliller içinde yer alan ve suç oluşturan  belgelerin sanıklar tarafından oluşturulduğu yönünde kesin bir kanaate varılamamış,bir kısmının sahte olarak oluşturulduğu kesin olarak belirlenmiş, bir kısmının ise sahte olarak oluşturulduğu yönünde kuvvetli şüphe oluşmuş, ceza hukukunun temel prensiplerinden olan  “Şüpheden sanık yararlanır” kuralı uyarınca dijital delillerin hiçbirinin sanıkların aleyhine hükme esas alınamayacağı sonucuna varılmıştır.” Gerekçesiyle beraat kararına hükmedilmiştir.

Ayrıca FETÖ tutuklusu hakimlerin verdiği “Balyoz davası” mahkumiyet hükmüne konu gerekçeli kararda (syf 968);    Kemalettın Yakar ve Erdinç Yıldız’dan elde edilen hard disklerdeki şifrelerin de    5 nolu Hard diskteki şifrelerle uyumlu olduğu, Eskişehir’de Hakan Büyük’ün evinden elde edilen USB nin içinde yer alan bir belgede de” 1965″ şifresinin bulunduğu ve bu nedenle sanıklar arasında bağlantı kurularak mahkumiyet hükmüne esas alındığı belirtilmektedir.

Ancak; Beraat kararının verildiği 2014 Balyoz davası kararında bu şifre zikredilerek şifrelerin aynı kişi/kişiler tarafından oluşturulduğu ve Hükme esas alınan bilirkişi raporundan bu hard diske sonradan şüpheli şekilde bir çok belge eklendiğinin anlaşıldığı belirtmiştir. Bu durum, Çetenin esasen, 1965 şifresi üzerinden sanıklar ve kumpas davalarının birbiriyle bağlantısını sağlamak üzere tezgâhlandığı,  bu kapsamda 4 Nolu Hard diskte bulunan ve 1965 ile şifrenmiş gözüken belgelerin de manipüle edilerek 17-25 Aralık öncesi kumpas davaları ve olayları ile bağlantısını sağlamak  ve delil yaratmak üzere çete tarafından oluşturulduğu açıkça anlaşılmaktadır.

SONUÇ OLARAK;

       İstanbul Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi 2014 Balyoz davası beraat kararında  Gölcük’te ele geçirilen; Hard diskler ve CD lerde yer alan belgelerin “1965” ile şifrelendiği, 28 Şubat davasına dahil edilen  “4 Nolu Hard disk” deki belgelerin de “1965” ile şifreli olduğu, 1999  yılında son veri girişi olduğu belirtilen 4 Nolu Hard disk içinde 2008 yılına ait olay ve belgelerin bulunduğu,  şifrelerin aynı kişi/kişiler tarafından oluşturulduğu ve hükme esas alınan bilirkişi raporundan bu hard diske sonradan şüpheli şekilde bir çok belge eklendiğinin anlaşıldığı  tespit edilmiştir.

    Bütün bu saydığımız hususlar Balyoz iddianamesinde yer alan diğer dijital belgeler gibi,  28 Şubat davasına konu 4 Nolu hard disk ve içindeki belgelerin, Balyoz davası 2014 gerekçeli kararında açıklandığı gibi aynı kişilerce yani bir çete tarafından yani FETÖ tarafından 1965 şifresi üzerinden sanıklar, kumpas davaları ve olayları ile bağlantısını sağlamak, suç ve suçlu yaratmak üzere tezgâhlandığı, oluşturulduğu/değiştirildiği erişildiği,  belgelerin manipüle edildiği ve FETÖ zanlısı eski savcı Mustafa Bilgiliye sunulduğu anlaşılmaktadır.


4. FETÖ Kumpasçıları, üniversiteye hazırlık dershane Matematik ders konuları, özel test ve cevap anahtarının “içindekiler” kapak sayfasına “GİZLİ” gizlilik derecesi vererek, hazırladıkları kumpas yazı şablonunu CD 5 içinde unutmuştur ( Kls 10. S.144):

CD5 içinde bulunan ve dava dosyasının 10.Klasör 144. Sayfasında yer alan “GİZLİ” Gizlilik dereceli “İÇİNDEKİLER” başlıklı 1 sayfa belgede; Trigonometri, Karmaşık Sayılar, Logaritma, Permütasyon-Kombinasyon ve Binom açılımı, Olasılık (ihtimal) hesapları, Özel Testler, Cevap anahtarı alt başlıkların bulunduğu görülmekte olup,  belgenin üniversiteye hazırlık kurslarında yer alan matematik dersi içeriğine sahip olduğu anlaşılmaktadır. CD5 içinde yer alan bu belgeyi savcı Bilgili, BÇG belgesi olarak dava dosyasına koymuştur. Bu belgenin FETÖ dershaneleri olan FEM dershanelerinde sahte BÇG belgesi hazırlamak üzere “GİZLİ” gizlilik derecesi verilerek şablon olarak kullanıldığı, ancak kumpasçının bu şablonu silmeyi unutarak CD5 içine kaydettiği anlaşılmaktadır. CD5 İÇİNDE UNUTULAN BU BELGE FETÖ-BİLGİLİ KUMPASININ AYAK İZİDİR.

10.ek klasör “144” ile numaralandırmış bu belgenin üzerindeki “GİZLİ” ibaresinin font, karakter ve baskı izi olarak önünde ve arka sırasında bulunan diğer sözde BÇG belgelerinin de üzerindeki  “GİZLİ” ibaresi  ile birebir aynı olduğu, belge içerik yazı fontlarının da aynı olduğu, diğer belgelerinde bu şablon üzerinden üretildiği açıkça görülmektedir.  “143” ve “145” ile numaralı bir ön ve bir arkada bulunan belge kapakları örnek olarak aşağıdadır;