ACZİMENDİ – MÜSLÜM GÜNDÜZ, FADİME ŞAHİN –ALİ KALKANCI GERÇEĞİ

Müşteki avukatlarınca ve iddianamede  Aczimendilerin, Müslüm Gündüz, Ali Kalkancı ve Fadime Şahin’in  28 Şubat döneminde TSK tarafından kullanıldığı, olayın o dönemde irtica algısı yaratmak üzere bir kurgu olduğu ileri sürülmüş, ancak ileri sürülen iddiaların gerçeği yansıtmadığı, esasen bu davaya monte edilmeye çalışılan, siyasi rant mekanizmalarının, menfaat çetelerinin ve  irticai kalkışma heveslisi örgütlerin TSK’ya yamamaya çalıştığı bir kurgu ve FETÖ kumpası olduğu devam eden FETÖ davalarında yargı kararlarıyla ortaya çıkmıştır. Bu şahısların 28 Şubat döneminden yıllar sonra katıldıkları TV programlarındaki beyanlarıyla da tespit edilmiştir.   Davada  tanık olarak dinlenen kendisini Cumhurbaşkanı Baş danışmanı olarak tanıtan İlnur Çevik’de , bu  olayları 28 Şubat kumpas davasına monte etmeye çalışmış, ancak çelişkili, sebep-sonuç ilişkisi ve önerme mantığından yoksun, görünen ve bilinen kayıtlı gerçeklere aykırı ifadesinde kendi mantısal  tutarsızlıklarını da sergileyerek, esasen bu olayların TSK’ya monte edilmeye çalışıldığını ikrar etmiştir.  Sözü edilen olayların gerçeği ve 28 Şubat davasına monte edilmeye çalışılan bir FETÖ kumpası olduğu aşağıda detaylarıyla açıklanmıştır; 

1. FETÖ ZANLISI SAVCI BİLGİLİ VE MÜŞTEKİ AVUKATLARINCA İLERİ SÜRÜLEN; ALİ KALKANCI, MÜSLÜM GÜNDÜZ VE FADİME ŞAHİN’İN TSK TARAFINDAN KULLANILDIĞI / EĞİTİLDİĞİ İDDİASI GERÇEK DIŞIDIR. ERGENEKON KUMPAS SORUŞTURMASINDA DA YER ALAN VE GEREKÇELİ KARARDA TEKRARLANAN İDDİANIN FETÖ KURGUSU OLDUĞU  YARGI KARARIYLA  ORTAYA ÇIKMIŞTIR. 

Bu uydurma senaryo ile ilgili olarak hiçbir sanık hakkında ne iddianamede ne gerekçeli kararda somut hiçbir belge ve iddia ileri sürülememiş, genel ifadelerle atılı suça dayanak alınmıştır. Gerekçeli kararda yer alan iddialar aşağıdadır ;

GEREKÇELİ KARAR SYF. 2646 İDDİA :

Müşteki avukatları ortaklaşa yaptıkları esas hakkında şikayetlerinde: Ali Kalkancı-Müslüm Gündüz-Fadime Şahin Tiyatrosu (28 Aralık1996): 28 Şubat darbesinin sembollerinden, (tarikat şeyhi) Ali Kalkancı, (Aczimendi lideri) Müslüm Gündüz, Fadime Şahin’in, o dönemde televizyonlardaki açıklamalarının tamamen kurgu olduğu ortaya çıkmıştır (……) Darbe süreci içinde, (irtica tehlikesini haklı gösterebilmek amacıyla) toplumun geniş kesimleri tarafından kabul görmeyen, aşırı ve marjinal kişiler TV programlarına davet edilerek, bu kişilerin görüşlerine yer verilmiştir. 28 Aralık 1996 tarihinde, Müslüm Gündüz ile Fadime Şahin’in aynı evde basılmasıyla başlayan ve 28 Şubat 1997 tarihli MGK toplantı tarihine kadar medya organları tarafından sürekli gündemde tutulan bu olayın, Refah-Yol hükümeti kurulduktan sonra, “irtica” tehlikesini haklı göstermek amacıyla sahneye konulan bir oyun olduğu ortaya çıkmıştır. O günlerde, tarikat şeyhi olarak takdim edilen Ali Kalkancı’nın,  gerçekte tarikatla herhangi bir ilgisinin olmadığı, alkolik bir kişi olduğu,tarikat şeyhi gibi gösterilerek,kendisine sahte müritler ayarlandığı, yine, bu kişinin tecavüzüne uğradığını iddia eden ve mağdur rolünü oynayan Fadime Şahin’in de pavyonda çalışan telekız, konsomatris olduğu, Sisi lakaplı Seyhan Soylu ve yapım şirketi tarafından organize edildiği ortaya çıkmıştır. Bu olaydan 13 yıl sonra, Ali Kalkancı’nın uyuşturucu (captagon) imalatı nedeniyle tutuklanması, Fadime Şahin’in ortadan kaybolması, kimliğini değiştirmesi, (darbeden sonra başını açması) bunu teyit etmektedir. Refah-Yol hükümeti kurulduktan kısa süre sonra bu oyunun sahneye konulması, (28 Şubat darbesine iştirak eden sanıklardan bazılarının) “hükümeti düşürme” suçuyla ilgili icra hareketlerine, (en geç) hükümet kurulduktan sonra hemen başladığını kanıtlamaktadır.” ŞEKLİNDE İDDİA EDİLMEKTE, ANCAK SANIKLARDAN BAZILARININ KİM OLDUKLARI VE  İDDİAYA İLİŞKİN  DELİLLERİ ORTAYA KOYAMAMIŞLARDIR.

Müşteki avukatları,  Ali Kalkancı’nın aslında içki içtiğini, tarikat lideri gibi gösterildiğini,  sahte müritler ayarlandığını iddia edip,  akıl yürüterek bu şahsın aslında TSK tarafından kullanıldığını açıklamaya çalışmışlardır.  Müşteki avukatlarının müdafiliklerini yaptıkları asker müştekiler arasında,  F.GÜLEN tarikatı iltisakı nedeniyle TSK dan atılanların olduğu, kendi ifadelerine göre, F.GÜLEN cemaati üyelerinin kendilerini gizlemek üzere içki içtikleri, eşlerinin başlarını açtıkları belirtilmiştirBu bağlamda, bu iddiaya ilişkin akıl yürütmenin tutarlı olmadığı,  zaten yasadışı olan tarikat üyelerinin dini standartları konusunda Cumhuriyet mahkemesinin ölçü belirlemesinin mümkün olmadığı, müşteki avukatlarınca da bilinmesi gereken hususlardır. Ancak, iddiaların aksine;  F. GÜLEN tarikatının 15 Temmuza giden süreçte, örgütün bizzat planlayarak uyguladığı kumpasları,  TSK personeline, iftira ile yamamaya gayret gösterdiği, bu suretle, kadro, siyasi kazanım ve menfaat elde etmeye çalıştığı, müşteki avukatlarının bu iddialarını zikrederken akla geldiğinden, önemle hatırlatmakta yarar görüyoruz.

Gerekçeli Karar Syf. 2564 de yer alan iddia ise :

“Tansu Çiller’in danışmanlarından Şükrü Karaca23 Şubat-1 Mart 2009 tarihli Aksiyon Dergisinin 742.sayısında şunları açıklamaktadır: 28 Şubatın namus eksenli senaryosunun 4 başrol oyuncusunun bulunduğunu, bunların aczimendi lideri Müslüm Gündüz ile Fadime Şahin, sahte şeyh Ali Kalkancı ile Emire Ersoy olduğunu,Ergenekon soruşturmasında senaryonun detaylarının Harbiye Ordu Evinde yazıldığının ortaya çıktığını, belgelerin Veli Küçük’te ele geçtiğini, önce Aksaray’da çalışan Fadime Şahin’in tesettüre sokulduğunu, JİTEM ile çalışan Ali Kalkancı’nın bir işadamının kızı Emire Ersoy ile evlendirildiğini, Kalkancı’ya dini eğitim verildiğini, bu aktörlere yaptırılanların medya kullanılarak bir zümreye mal edilmeye çalışıldığını, Ali Kalkancı’nın İstanbul Haramidere’deki  fabrikasında captagon hapı ürettiğinin ortaya çıktığını,Şeklindedir.

Mahkeme Tansu Çiller’in danışmanlarından Şükrü Karaca’nın bir dergide ileri sürdüğü iddiası ile müşteki avukatlarının hayal dünyalarının yansıması olan esas hakkında şikayetlerine yer vermiş ancak bu sözde iddiaların muhatabı olan şahısların (Müslüm Gündüz, Fadime Şahin, Ali Kalkancı) ifadesine dahi başvurmamış, iddialara ilişkin tek bir somut belgeden (gerçek ya da sahte BÇG belgeleri dahil) ve sanık isminden söz edememiştir. Buna rağmen mahkeme, müşteki avukatlarının genel ve soyut iddialarına ve Şükrü karacanın yazısına gerekçeli kararında yer vererek, atılı suça soyut, genel ve hukuk dışı gerekçe yaratmıştır.

ERGENEKON SORUŞTURMASINDA DA YER ALAN BU UYDURMA İDDİANIN, FETÖ KUMPASI OLDUĞU YARGI KARARIYLA KANITLANMIŞTIR.  İDDİA İLE İLGİLİ GERÇEKLER AŞAĞIDIR;

İddiada; 28 Şubatın sözde 4 başrol oyuncusuyla ilgili senaryonun detaylarının Harbiye Ordu Evinde yazıldığı ve Ergenekon soruşturmasında Veli Küçük’te ele geçirildiği ifade edilmektedir. Ergenekon soruşturmasının baştan sona FETÖ kumpası olduğu, Veli Küçük’ten elde edilen, 28 Şubatın sözde 4 başrol oyuncusu ile ilgili belgelerin de FETÖ  tarafından kurgulandığı   Ergenekon davası beraat kararı,  Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararı ile kesin olarak teyit ve tespit edilmiştir. Bu nedenle dahi, bu iddianın gerçekçi olmadığı yargı kararıyla ortaya konulmakla birlikte, ESASEN ERGENEKON SORUŞTURMASI KAPSAMINDA FETÖ TARAFINDAN ÜRETİLEN BU BELGE İLE 28 ŞUBAT DAVASININ DA BİR FETÖ KUMPASI OLARAK KURGULANDIĞI, YARGI KARARI  İLE AÇIKÇA ORTAYA ÇIKMIŞTIR.

Müslüm Gündüz-Fadime Şahin olayının  FETÖ zanlıları; Sami Uslu (Eski Emniyet İsth.Şb.Md.), Ali Fuat Yılmazer (İst.Eski Em. Md.Yrd) ve Recep Güven ( eski Diyarbakır Emniyet Müdürü) tarafından F.GÜLEN  (FETÖ) talimatıyla kurgulandığı;

Savcı M. BİLGİLİ, M. GÜNDÜZ- F. ŞAHİN operasyonunu Genkur Psikolojik Harekât Dairesi ve BÇG tarafından yapıldığını iddia etmektedir.  Buna rağmen, hangi sanığın bu işlemi icra ettiğini ifade edememiş, hiç bir sanık hakkında somut olarak bir belge ortaya koyamamıştır.  Ancak, gazeteci/milletvekili Tuncay Özkan, 8.10.2016 tarihinde katıldığı bir TV programında (Halk TV)  FETÖ mensubu olduğu için meslekten ihraç edilen; Sami USLU (dönemin İst. Emniyet İstihbarat Şube Müdürü),  Ali Fuat Yılmazer (İst.Eski Em. Md.Yrd) ve Recep Güven’in ( eski Diyarbakır Emniyet Müdürü) M. GÜNDÜZ – F. ŞAHİN in basılma olayını  organize ettiğini  detaylarıyla anlatarak açıklamıştır. Programda  TV Haber Müdürü olduğu dönemde, muhabirlerini S.USLU nun bizzat arayarak “bir operasyon yapacağız gelin” dediğini ifaderek o dönemde bizzat yaşadıklarını açıkça beyan etmiştir.

– Müslüm Gündüz ise;  23.04.2016 tarihinde MERCAN TV’de katıldığı proğramda; Bu baskının, F.GÜLEN tarikatı (FETÖ) tarafından kurgulandığını, baskında görev alan  ve F.GÜLEN  tarikatı üyesi olduğunu ifade eden bir komiserin, bu baskını tarikatın (F.GÜLEN) düzenlediğini, baskında 3 gün boyunca pusuda bekleyip, çevre illerden toplatılan 437 polisle birlikte gerçekleştirdiklerini, bu şahsın  bu olayı kendilerine 2014 yılında anlattığını açıklamıştır. ( TV Program)

– Gerekçeli Karar syf.. 2588 de yer alan Tansu Çiller ifadesinde: “Aczimendiler olayı ile ilgili bu Fadime Şahin olayı ile ilgili basına yansıyan haberlerle ilgili o dönemde size İçişleri Bakanlığından veya devletin diğer istihbarat birimlerinden bunları yapan, Aczimendileri bu şekilde yönlendirenlerin asker olduğu yönünde bir istihbarat, bir bilgi paylaşımı geldi mi? Hem olay zamanda ve daha sonraki dönemlerde? “şeklindeki soru üzerine;  Bunların kurgu olduğu doğrultusunda geldi. Yani daha evvelden oluşmuş ve bunların bir kurgu olduğu doğrultusunda geldi. Askerler tarafından kurgulandığı doğrultusunda gelmedi. Ama medyanın genelde bir koordinasyon içinde bunu bu şekilde çalıştığını medya patronunun kendisi darbeleri araştırma komisyonunda ifade etmiştir. Bu yazılı ifade halen o komisyonun tutanaklarında mevcuttur.şeklinde beyanda bulunmuştur.

– Hiçbir sanık hakkında, adı geçen sözde başrol oyuncuları ile ilişkisinin olduğu, bu şahısları yönlendirip yönettiği, iddiada ileri sürülen olayları bizzat yürüttüğü iddianamede ve gerekçeli kararda belgesi ile somut olarak ileri sürülmemiş, ortaya konulmamış, iddiada ileri sürülen hususlar sahte ya da gerçek hiçbir BÇG belgesinde de bulunamamıştır.

İddiada yer alan “Ali Kalkancı’nın JİTEM ile çalıştığı” savına ilişkin dava dosyasında tek bir belge yoktur.

– Hiçbir sanık hakkında, Ali Kalkancı’ya dini eğitim verdiği ya da verdirdiği iddianamede ve gerekçeli kararda belgesi ile somut olarak ileri sürülmemiş, sahte ya da gerçek hiçbir BÇG belgesinde de bulunmamaktadır.

– Ankara-Kocatepe Cami önünde olay çıkartan Aczimendilerin askeri cemseyle götürüldüğü ve bu şahıslara bir şey olmadığı yalanı “Tanık Hakkı İlnur Çevik’in Yalan Beyanları” başlıklı kısımda o güne ait görüntülü TV haberleri, yargı kararları, belgesi ve detaylarıyla açıklanmıştır.

Başta M. Ali BİRAND olmak üzere Cüneyt ÖZDEMİR, Mirgün CABAS-Rüşen ÇAKIR 3 ayrı TV programına M. GÜNDÜZ’ü davet ederek adeta sorgulamışlardır. Bu programlarda yer alan beyanlar da iddianameyi ve müşteki avukatlarının yargıyı yanıltan soyut iddialarını yalanlamaktadır (TV Program).

GÜNDÜZ’ün bu TV programlarında verdiği cevaplar özetle aşağıdadır;

  1. Ali BİRAND: “Senin astsubay emeklisi olduğun ve müritlerinin arasında bir çok astsubay bulunduğu söyleniyor.”
  2. GÜNDÜZ: ”Ben işçi emeklisiyim. Askerlikle hiçbir bağım yoktur. Müritlerim arasında tek bir ast subay dahi bulunmamaktadır.
  3. Ali BİRAND: ”Seni Elazığ’dan bir Korgeneral almış, Yalova bölgesinde seni bir ay süreyle eğitmişler!”
  4. GÜNDÜZ:Ben hayatımda ne bir general gördüm ne de Yalova’ya gittim.
  5. M.Ali BİRAND: “28 Şubat darbesi…..”
  6. GÜNDÜZ: ”Asıl darbe bu ülkede 3 Mart 1924 de yapıldı (Hilafetin kaldırılması)
  7. Ali BİRAND: “Ankara’daki eylemlerini neden 28 Şubat sürecinde yaptın?”
  8. GÜNDÜZ:Tarikatımı yurt çapında tanıtmak için bu dönemi uygun bir ortam olarak değerlendirdim.
  9. ÖZDEMİR: ”28 Şubat sürecinde askerler seni kullandı mı?”
  10. GÜNDÜZ: Benim Hiçbir askerle temasım olmamıştır.”
  11. ÖZDEMİR: “Seni askerler Yalova’da bir ay süreyle özel bir eğitime aldılar mı?
  12. GÜNDÜZ:Benim hiçbir askerle temasım olmadı.”
  13. ÖZDEMİR: “Fadime ŞAHİN ile basılma olayını size göre kim tertipledi?”
  14. GÜNDÜZ:”İktidarın, İçişleri Bakanının haberi olmadan böyle bir baskın yapılamaz.”

– SONUÇ OLARAK ; FETÖ zanlısı savcı Bilgili ve Müşteki avukatlarının sanıklara yüklemeye çalıştığı, mahkemenin kararına dayanak aldığı  soyut iddialar gerçek ve hukuk dışıdır.  İddianın aksine Ergenekon soruşturmasında M.GÜNDÜZ-F.ŞAHİN-A.KALKANCI olayının FETÖ tarafından kurgulandığını tespit eden yargı kararları, GÜNDÜZ olayının FETÖ zanlıları eski Emniyet İstihbarat Şube Müdürü Salim USLU, Recep Güven ve Ali Fuat Yılmazer tarafından kurgulandığının ortaya çıkması,  iddiaya ilişkin somut tek bir belgenin bulunmaması, Tansu Çiller’in beyanı, savcı Bilgili’nin FETÖ zanlısı olarak tutuklu yargılanmasına devam edilmesi ve dilekçemizde bu davanın FETÖ kumpası olduğunu belgesiyle açıklayan diğer sayısız somut hususlar ileri sürülen bu iddianın FETÖ kumpası olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.  

2. TANIK İLNUR ÇEVİK’İN ACZİMENDİLERİN ASKERİ CEMSEYLE GÖTÜRÜLDÜĞÜ YALANI;

Gerekçeli karar syf. 2786; “Aczimendilerin o camiye getirildiklerini bu Kocatepe camiinde olmuştur o olay bir Bediüzzaman mevlüdü sırasında olmuştur Mehmet Kutlullar grubu o sırada bir mevlid okutmuştur camide ve orada hatta o tarihlerde biliyorsunuz Sayın Kuttullar bir de açıklama yapmıştı basına bu başımıza gelen deprem ilahi bir uyarıdır bize diye şimdi onu kafamda toparlıyorum o sırada aczimendiler bu mevlidin üstüne geldiler ve ondan sonra ben takip ettim sonra bunlar bir cemselere bindiler götürdüler ve bunun üstüne zaten o aczimendilerin başında olan kişi de beni aradı basında da aleyhime konuştu biliyorsunuz gazetelerde var bu ama bu o insanlar tutuklandılar da mı oraya götürüldüler hiç sanmıyorum çünkü onlara sonra hiçbir şey olmadı Askeri cemse zaten sivil cemse diye bir şey yok ki.

Tanığın 27.11.2011 günlü HABERLER.COM haber sitesine verdiği mülakatında; “ İlnur Çevik, şahit olduğu bir olayı anlatırken o dönemde yürütülen psikolojik savaşı ve provokasyonların boyutunu da gözler önüne serdi. Çevik, “Bediüzzaman mevlidi vardı Ankara’da. Mehmet Kutlular’ın çok önemli kişiler vardı. Nevzat Ayaz vardı. O toplantıyı Aczimendiler bastı ve bunlar sonra onları takip ettiler. Sözde tutuklandılar. Ama tutuklanmadılar. Bunlar 500 metre ötede askeri cemselerle alıp götürüldüler. Tutuklamayı polisin yapması gerekirdi. ” değerlendirmesini yaptı.”

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ   :

Tanığın mahkemedeki beyanı ile haberler.com sitesine verdiği mülakatında çelişkiler olduğu kadar, bu beyanının yalan olduğu, döneme ait belgeyle de sabittir (Olaya ait TV haber kanalları video kayıtları bulunmaktadır). Bu beyanıyla ilgili olarak şahıs hakkında “tanık sıfatıyla yalan beyanda bulunmak” “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” nedeniyle suç duyurusunda bulunulacaktır.

Tanık mahkemede; Aczimendilerin mevlidi bastığını, daha sonra kendisinin bunları (kendisinin) takip ettiğini ve askeri cemselere bindirildiklerine tanık olduğunu beyan etmesine rağmen, Haber sitesine 2011 yılında verdiği mülakatta; Aczimendileri kendisinin değil başka birilerinin takip ettiğini kendisinin aczimendilerin 500 metre ileride cemselere bindirilip götürüldüğünü (gördüğünü) ifade etmiştir. Öncelikle, Ankara Kocatepe Cami mevkiinde 500 metre uzunluğunda doğrusal bir cadde ya da sokak olmadığı gibi, o kalabalıkta üstelik polis müdahalesinin olduğu kalabalıkta bu mesafeden cemseye mi, traktöre mi, kamyona mı bindiklerini binenlerin Aczimendi mi, Turkish Daily News çalışanları mı olduğunu teşhis ve tespit etmesi de olası değildir. Tanığın beyanlarındaki bu çelişkisi yalan söyleyen bir kişinin hayatın olağan akışına uyum sağlayamaması olarak kendini göstermektedir

İHLAS Haber Ajansından alınan ve “Kanal 6” TV kanalında yayınlanan haberde; Saidi Nursinin 36. ölüm yıldönümü nedeniyle Ankara Kocatepe Camiine okutulacak mevlit için Ankara’ya gelen Aczimendilerin camiye girmesini polisin engellediğini, daha sonra cübbelerini yere serip zikir yaparak kendilerinden geçen Aczimendilerin çevrede polisin geniş güvenlik önlemleri aldığını görünce bu kez ilahi söylemeye başladıklarını, ilahilerden sonra bir kişinin ayağa kalkarak Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu büyük Atatürk için asrın en büyük deccali diyerek hakaret ettiği, polisi de eleştiren Aczimendilerin daha sonra POLİS TARAFINDAN POLİS OTOBÜSLERİNE BİNDİRİLİP GÖZALTINA ALINDIĞI ifade edilerek görüntüleriyle birlikte yayınlanmıştır.

Aynı TV kanalının haberinde; kılık kıyafetleriyle mahkeme salonuna girmeleri sorun olunca DGM Başsavcısı Nuh Mete Yüksel “onların kılık kıyafetleri bizim için en büyük suç delili bu nedenle Devlet Güvenlik Mahkemesine o şekilde çıkarılacaklar” şeklinde beyanda bulunduğu, Mahkeme Başkanı Orhan Karadeniz’in mahkeme salonuna tarikat kıyafetleriyle gelen Aczimendileri salondan çıkartarak bu şekilde mahkeme salonuna giremeyeceklerini açıkladığı Aczimendilerin mahkeme salonuna giriş görüntüleri ile birlikte verilmiştir. Aynı konuyla ilgili bir başka haberde; terörle mücadele şubesine götürülen ve parmaklıkların ardında olduğu ifade edilen Aczimendilerin 10 gün süren sorgularının tamamlandığı haberinin yapıldığı görülmektedir. 

Olayla ilgili haber video kaydında aynı konuyla ilgili TV haberinde  de;  Mevlit için Ankara dışından gelen aczimendilerin polis tarafından şehre sokulmadığı  görüntüsüyle birlikte verilmekte,  kısa süren tartışmadan sonra Aczimendilerin serbest bırakıldığı, bir gerginliğin de Kocatepe’de yaşandığı, caminin içine sokulmayan 65 kadar Aczimendinin caminin güney kapısında namaz kılıp dua ettiği, polisin aczimendilerin sopalarını almak isteyince tartışmaların çıktığı, polis otobüsleri ve su sıkma araçlarının (panzer) hazır bulunduğu, polisin Aczimendilerin otobüslere binerek uzaklaşmalarını isteyince olumlu cevap alamadığı, olayın yan tarafta mevlidi dinleyen binlerce insandan uzak tutmak için polisin büyük bir dikkat gösterdiği, polisin otobüslere binmek istemeyen 65 Aczimendiyi zorla bindirdiği, polis otobüslerine bindirilme görüntüleriyle birlikte verilmektedir.

Davanın 87.duruşmasında (Tanık İlnur Çevik’in ifade verdiği) bir Aczimendinin mahkeme hâkiminden söz alarak; Aczimendilerin tuttukları özel otobüslerle Kocatepe camiine geldikleri, oradan alınıp terörle mücadele şubesine götürüldüklerini, DGM savcısı Nuh Mete Yüksel tarafından 12 gün boyunca sorgulandıklarını, çıkarıldıkları Devlet Güvenlik Mahkemesinin Hâkimi Orhan Karadeniz tarafından yargılanıp, mahkûm edilip Eskişehir hapishanesine götürüldüklerini elindeki delilleri göstererek ifade ettiği mahkemede hazır bulunan sanıklar ve tanıklar tarafından da bilinmesine rağmen, gerekçeli kararda yer almamıştır.

Belge ve bilgilerden de açıkça anlaşılacağı üzere, Aczimendiler Ankara Kocatepe Caminde yapılan söz konusu mevlide kendi tuttukları özel otobüslerle Ankara dışından geldikleri, polis tarafından bir süre Ankara’ya girişlerinin engellendiği, daha sonra cami önüne geldikleri, polis tarafından camiye alınmadıkları,  cami dışında namaz kılıp zikir yaparak Atatürk’e de hakaret eden Aczimendilerin polis tarafından polis otobüslerine zorla bindirilip Terörle Mücadele Şubesine götürüldükleri ve gözaltına alındıkları, Savcı Nuh Mete Yüksel tarafından yapılan sorguları tamamlanınca Devlet Güvenlik Mahkemesinde Hâkim Orhan Karadeniz tarafından yargılandıkları ve Eskişehir ceza evine götürüldükleri belgesi ve tanığıyla sabittir. Yemin ederek tanık sıfatıyla mahkemede ifade veren İlnur Çevik isimli şahsın, başta, Maltepe camiinde yapılan mevlide getirilen Aczimendilerin askerler tarafında cemselere bindirilip götürüldüklerini kendisinin takip edip gördüğü ve Aczimendilere hiçbir şey yapılmadığı şeklindeki beyanı olmak üzere,  mahkemede verdiği tüm beyanlarının yalan olduğu açıktır. Tanığın hiçbir beyanı karara dayanak alınamaz.

28 Şubat dönemini yaşayan ve öğrenmek adına çeşitli kaynaklardan araştırmış her kişinin bilgi sahibi olacağı şekilde, o dönemde toplumda laiklik ve karşıtı kutuplaşmanın olduğu, toplumun önemli bir kesiminin laiklik karşıtı gidişatın, ülkenin din tabanlı bir yönetime ve sosyal hayata geçeceği korkusu duyduğu açık bir gerçekliktir.