28 ŞUBAT DÖNEMİNİN SİYASİ GERÇEKLERİ VE MAHKEMENİN GERÇEĞİ KARARTAN SİYASİ DEĞERLENDİRMESİ

1. MAHKEMENİN REFAH-YOL MİLLETVEKİLLERİNE BASKI UYGULAYARAK DYP DEN İSTİFA ETTİRİLDİĞİ BU YOLLA HÜKÜMETİN İSTİFAYA ZORLANDIĞI İDDİASI, GERÇEĞE, TARİHİ VE SİYASİ GELİŞMELER İLE TANIK BEYANLARINA AYKIRIDIR. MAHKEME BU HUSUSU KARARINDA GİZLEMİŞTİR.

Mahkeme, gerekçeli kararında Refah-Yol hükümetinin baskı ile istifaya zorlandığını açıklarken “hukuken geçerli beyanlar nazara alındığında” ifadesini kullanmıştır.  Eğer mahkeme hukuken geçerli beyanları nazara almış olsa idi, bu sonuca ulaşması mümkün değildi. Dönemim bakanları ve milletvekillerinin “hukuken geçerli beyanları” ve deliller aksini söylemektedir.

1995 seçiminden sonra Erbakan ile Refah-Yol hükümetini kurması, partili bir kısım milletvekilleri tarafından tepkiyle karşılanmış ve koalisyonun kurulması ile birlikte; DYP milletvekili olmalarına karşın siyasi görüşlerine aykırı görmeleri nedeniyle Yaşar Dedelek, Şinasi Altıner, Tevfik Diker ve İrfan Köksalan istifa ederek ANAP’a geçmiş, Refah-Yol hükümetine “ret” oyu veren Emre Gönansay, İsmet Sezgin, Cavit Çağlar, Köksal Toptan, Rifat Serdaroğlu, Mehmet Köstepen, Mehmet Batallı  ve  Refaeddin Şahin DYP’den istifa ederek Ocak 1997’de Hüsamettin Cindoruk başkanlığında “Demokrat Türkiye Partisi’ni” kurmuşlardır. Bu siyasi gelişmeler, 28 Şubat Kararlarının çok öncesinde gerçekleşmiştir. Adı sayılan bu kişilerden mahkeme huzurunda tanık olarak ifade verenler; Refah-Yol hükümetini daha kurulma aşamasında iken tasvip etmediklerini ve siyasi düşüncelerine aykırı gördüklerinden, hiçbir baskı ve diğer sebeplerle ilgili olmaksızın istifa ettiklerini ya da güvenoyu vermediklerini açıklamışlardır. Mahkeme bu somut delili, aksi bir delil olmaksızın dikkate almamış ve gerekçeli kararında yer vermemiştir. Mahkeme bu milletvekillerinin, milleti temsil eden iradelerini, yok sayamaz. Bu milletvekilleri gibi diğer vekillerinde, parti başkanları gibi düşünmesi ve  biat etmesini siyasetin bir gereği  sayamaz. 

MAHKEMEDE DİNLENEN DÖNEMİN BAKAN VE MİLLETVEKİLİ TANIKLARDAN (gerekçeli karar 2733-2811); TAMAMI ;  (Bahattin Şeker,  İsmail Köse, Işılay Saygın, Hasan Denizkurdu, Jefi Joseph Kamhi, Emre Gönensay, Gencay Gürün, Cavit Çağlar, Ali Günaydın, Erkan Kemaloğlu, Edip Sahter Gaydalı, İlhan Aküzüm, Nuri Yavuz, Mehmet Korkmaz, Şamil Ayrım, Köksal Toptan, Kubilay Uygun, Turhan Tayan ve Mesut Yılmaz ) ASKERİ CENAHTAN HİÇBİR BASKI, ZORLAMA, TEHDİT, TELKİN GÖRMEDİKLERİNİ BEYAN ETMİŞLERDİR.

  1. Işılay Saygın, Hasan Denizkurdu, Jefi Joseph Kamhi, Cavit Çağlar, Ali Günaydın ve Mehmet Korkmaz ; 54. HÜKÜMET’İN İCRAATINDAN MEMNUN OLMADIKLARI İÇİN İSTİFA ETTİKLERİNİ BEYAN ETMİŞLERDİR
  2. Erkan Kemaloğlu, Emre Gönansay, Gencay Gürün ve Edip Sahter Gaydalı; 54. HÜKÜMET KURULURKEN GÜVENOYU VERMEDİKLERİNİ BEYAN ETMİŞLERDİR
  3. İsmail Köse, Hasan Denizkurdu, Emre Gönansay ve Cavit Çağlar; CUMHURBAŞKANINA VERİLEN MESUT YILMAZ HÜKÜMETİNE GÜVENOYU VERMEYECEKLER LİSTESİNİ İMZALAMADIKLARINI BEYAN ETMİŞLERDİR.
  4. Gencay Gürüm ve İlhan Aküzüm; İMZALARININ OLUP OLMADIKLARINI HATIRLAMADIKLARINI SÖYLEMİŞLERDİR.
  5. Nuri Yavuz ve İlhan Aküzüm: TANKLARIN SİNCAN’DAN GEÇİŞİNDEN, BRİFİNG VERİLMESİNDEN VE GAZETE MANŞETLERİNDEN RAHATSIZ OLMADIĞINI BEYAN ETMİŞTİR.

Mahkemede dinlenen 19 Bakan ve Milletvekili tanığın dışında; Sanıklarca tanık olarak dinlenmesi istenen milletvekili ve bakanlar da mahkemece dinlenmemiştir.  O DÖNEM BAKAN VE MİLLETVEKİLİ OLAN TANIKLARIN HİÇ BİRİSİNİN, MAHKEMENİN İDDİA ETTİĞİ GİBİ, ASKERDEN BASKI GÖRDÜKLERİNE DAİR HİÇ BİR BEYANI YOKTUR.  MAHKEMENİN, TANIK BEYANLARINI GİZLEYEREK YAPTIĞI VE HÜKME ESAS ALDIĞI TESPİTİ GERÇEĞE VE HUKUKA AYKIRIDIR.

Ayrıca; Mahkemenin milletvekili matematik hesabının aksine, tanık beyanlarından, yukarıda ve diğer başlıklarda açıklanan Refah-Yol milletvekili sayısından ve Mesut Yılmaz hükümetine güvenoyu vermeyecekler listesinin gerçeği yansıtmadığından açıkça anlaşıldığı üzere;  Mahkemenin iddiasının aksine Refah-Yol hükümetinin meclis çoğunluğunu ve milli iradeyi temsil etmediği, siyasilerin Refah-Yol hükümetinin siyasi tutum ve icraatlarından memnun olmadıkları için partilerinden istifa ettikleri/güvenoyu vermedikleri anlaşılmaktadır. Mahkeme, tanık beyanları ve siyasi mecrada geliştiği açık olan gerçekler karşısında, varsayıma dayalı, soyut ve siyasi bir değerlendirme ile hüküm kurmuştur.

2. MAHKEMENİN “MECLİSTE ÇOĞUNLUĞU SAĞLAYAN VE DAHA ÖNCE GÜVENOYU ALMIŞ DYP VE RP’NİN “ŞEKLİNDE, REFAH-YOL HÜKÜMETİNİN MECLİS ÇOĞUNLUĞUNU TEMSİL ETTİĞİ TESPİTİ GERÇEK DIŞIDIR;

Mahkemenin çoğunluk olarak değerlendirdiği Refah-Yol milletvekillerinin mahkemedeki ifadelerinden, bu koalisyonu siyasi ilkeleri gereği uygun görmedikleri ve mahkemenin çoğunluk hesabının doğru olmadığı da ortaya çıkmıştır. Başbakan Erbakan’ın hesabının doğru olduğu kabul edilse bile;  BBP Milletvekilleri ve 3 bağımsız milletvekili ile birlikte 378 sayısına ancak ulaşılmış ve meclis çoğunluğu 375 dir.  Yani 4 milletvekili eksiği ile çoğunluğu kaybedecek durumdadır.

Ancak 18 Haziran 1997 tarihi itibarıyla Milletvekili sayısı; DYP: 112 RP: 158 Refah-Yol: 270 dir. YANİ REFAH-YOL HÜKÜMETİ (DYP-RP) MAHKEMENİN İLERİ SÜRDÜĞÜ GİBİ 18 HAZİRAN 1997 TARİHİ İTİBARİYLE İSTİFADAN ÖNCE MECLİS ÇOĞUNLUĞUNU / MİLLET İRADESİNİ TEMSİL ETMEMEKTEDİR.  Yani, yeni kurulacak ya da kurulması için çabalanan hükümetin artık protokolle var olmuş Refah-Yol hükümeti olduğu söylenemez.

Bu nedenle de, mahkeme, bağımsız Milletvekilleri ile Büyük Birlik Partisi Milletvekillerini de hesaba katarak, 18 Haziran 1997 tarihinde sayısal meclis çoğunluğu bulunmayan Refah-Yol hükümetinin, meclis çoğunluğuna sahip olduğunu ileri süremez.

Başbakan Erbakan’ın var olduğunu ifade ettiği ancak dosyada bulunmayan liste Mesut Yılmaz hükümetine güvenoyu vermeyeceğini ifade eden milletvekili sayısıdır. Çillerin Başbakanlığında kurulacak RP-DYP + BBP +3 hükümetine güven oyu verecek milletvekili sayısı değildir. İKİ SİYASİ DURUM BİRBİRİNDEN SİYASETEN VE HUKUKEN ÇOK FARKLIDIR. İki partiyle (RP-DYP) kurulan Refah-Yol hükümetine güvenoyu vermiş milletvekillerinin, RP-DYP-BBP +3 destekli hükümete de mutlaka güvenoyu vereceklerini, öngörmek, RP-DYP DIŞINDA MECLİSTE BULUNAN DİĞER PARTİLERİN HÜKÜMET KURAMAYACAĞI VARSAYIMINDA BULUNMAK ve bunu mutlak bir hukuki durum olarak ileri sürmek, ne hukuken ne de siyaseten mümkün olmadığı gibi, TBMM nin üstünlüğünü reddeden bir değerlendirmedir. Kaldı ki, bu listenin doğru olmadığı da tanık beyanlarıyla ortaya çıkmıştır.  Bu nedenle, zaten siyasi olan ve millet iradesini şekillendirmeye çalışan mahkemenin varsayımının, ne siyaseten ne de sayısal olarak doğru olmadığı açıktır.

3. MAHKEMENİN “MATEMATİKSEL OLARAK O TARİHTE MECLİSTE BULUNAN DİĞER PARTİLERİN MİLLETVEKİLİ SAYISI İTİBARİYLE HÜKÜMET KURMA İHTİMALLERİNİN OLMADIĞI” ŞEKLİNDE HUKUK GARABETİ DEĞERLENDİRMESİ, TEOKRATİK DÜZENLER İÇİN GEÇERLİ OLAN, KUVVETLER AYRILIĞI İLKESİNİ İHLAL EDEN, MİLLET İRADESİNİ YOK SAYAN SİYASİ BİR DEĞERLENDİRMEDİR. 

Mahkeme anayasal görev ve sorumluluğunu bir yana bırakarak, “MATEMATİKSEL OLARAK O TARİHTE MECLİSTE BULUNAN DİĞER PARTİLERİN MİLLETVEKİLİ SAYISI İTİBARİYLE HÜKÜMET KURMA İHTİMALLERİNİN OLMADIĞI” şeklinde ancak bir siyasetçi tarafından yapıldığında makul görülebilecek bir değerlendirmeyle Refah-Yol hükümetinin istifa tarihinde henüz gerçekleşmemiş siyasi bir eylemin, sayısal toplamını yaparak, sonucunun ne olması gerektiği konusunda tamamen siyasi bir tahminde bulunarak hüküm kurmuştur.  Ayrıca, mahkemenin sayısal toplam hesabı da yanlıştır. Bu husus aşağıda açıklanmıştır. Siyasi toplamların, matematiksel toplamlara eşit olması gerektiği yönündeki değerlendirme, ancak milletvekillerinin milleti değil, teokrasiyi temsil ettiği düzenlerde rastlanabilecek bir durumdur. Kaldı ki, siyasi tarih mahkemenin öngördüğü şekilde gelişmemiş ve 55. Hükümet çoğunluğu sağlayarak güvenoyu almıştır.

Mahkeme, siyaseti şekillendirme, millet iradesine ve milletvekillerinin bağımsız siyasi tercihlerine ipotek koyarak, henüz gerçekleşmemiş siyasi bir işlemde nasıl oy kullanmaları gerektiğini, bu gün görevde olan milletvekillerinin iradesine de ipotek koyacak şekilde, siyaseten ifade yoluna gitmiştir.  Mahkeme matematik toplamdan yola çıkarak bu değerlendirmesini yaptığını ifade etse de, millet iradesinin nasıl tecelli edeceği ya da etmesi gerektiği konusunda siyasi bir tahminde bulunması yargının görev ve sorumluluk alanı içinde olmadığı gibi, siyaseti matematiksel bağıntılar değil, milletvekillerinin üzerine ipotek konulması mümkün olmayan, parti iradesini değil millet iradesini temsil eden siyasi tercihlerinin belirleyeceği anayasal düzeyde açık ve kesindir.

Anayasa hükmü de bu yöndedir. Mahkemenin anayasal ve demokratik düzen dışında, parti hegemonyasına dayalı bir başka düzen tarif etmesi, atılı suça ilişkin iddiaların aksine tam da bu nedenle hukuka ve anayasaya aykırıdır. Bu gerekçenin, hukuk ilkeleri, yargı görev ve sorumluluğu, anayasal düzen ve demokrasi ile bağdaşması mümkün değildir. Mahkemenin, bağımsızlık ve tarafsızlığını kaybederek, tamamen bir siyasi görüş ve düşünce doğrultusunda hüküm kurduğunun da açık göstergesidir. 

Mahkeme, bu gerekçesiyle; parti mensubu milletvekillerinin, millet iradesini değil, parti iradesini temsil etmesi gerektiğini öne sürerek, kararıyla yürütme erkine, geniş anlamda yasama ve yürütmeye yani TBMM de oluşan millet iradesine siyasi müdahalede bulunmuştur.  Mahkeme, Başbakan Erbakan’ın hazırladığı, henüz görev verilmemiş ve programı açıklanmamış varsayım bir hükümete güvenoyu vermeyecekler listesinde bulunan milletvekillerinin, bu siyasi taahhütlerini aynen gerçekleştirmek zorunda olduklarını varsayarak, siyaseti matematiksel bağıntılara sıkıştırıp, millet iradesine ipotek koyamaz. Mahkemede tanık olarak dinlenen dönemin milletvekillerinden hiç birisi kendisine baskı yapıldığını ifade etmediği gibi,  mahkemenin muteber saydığı, “kurulacak Mesut Yılmaz hükümetine güvenoyu vermeyecekler listesinde” adı bulunup mahkemede beyanda bulunan milletvekili tanıklardan, listede adının bulunmadığını, bu listeden haberlerinin olmadığını ya da usulen imzalamak durumunda kaldığını beyan edenler de bulunmaktadır. Öncelikle, mahkeme siyaseten varsaydığı söz konusu listenin, isim ve imzaları teyit edilerek hukuken de mevcut ve muteber olduğunu delilleriyle ve tanıklarıyla açıklayamamıştır.  Böyle bir liste, dava dosyasında bulunmadığı gibi,  tanık beyanlarıyla da doğruluğu hukuken kanıtlanamamıştır.

Anayasanın 76. Maddesine göre; Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, seçildikleri bölgeyi veya kendilerini seçenleri değil, bütün Milleti temsil ederler. Parti Genel Başkanlarını ya da partilerini temsil etmezler.  Bununla birlikte,  Milleti temsil eden Millet vekilleri göreve başlarken,  Rusya’da Polit Büro üyeleri gibi parti programına ve parti genel başkanının siyasi  tercihlerine bağlı kalacağı üzerine değil, Devletin varlığı ve bağımsızlığı, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliği,  hukukun üstünlüğü, demokratik ve lâik cumhuriyet, Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalmak, Anayasa‘ya sadakat üzerine  büyük Türk milleti önünde ant içerler.  Bu yeminle göreve başlayan milletvekilinin iradesine ipotek konulamaz. Yeminine aykırı gördüğü her siyasi eylemi ya da işlemi reddetme hakkına, görev ve sorumluluğuna sahiptir. Milletvekilinin siyasi iradesinin nasıl tecelli edeceği ya da etmesi gerektiği konusunda mahkemeler hüküm kuramaz, bu tespit mahkemenin siyasete açık müdahalesidir. 

Kaldı ki Refah-Yol hükümeti ya da bir başka hükümetin millet iradesini temsil edip etmediği ancak, fiilen yapılacak güven oylamasının sonucunda görülebilir. Diğer demokratik ülkelerde uygulandığı gibi, anayasal bir şart olarak, Bakanlar Kurulu programı üzerinde görüşmelerin bitiminden bir tam gün geçtikten sonra oylama yapılır (m.110). Bu bir tam günlük süreye “serinleme süresi” (cooling off period) denir. Bu sürenin amacı, milletvekillerinin güven oylamasında, o anki duygu ve heyecanlarına kapılarak değil, iyice düşünerek oy kullanmalarını sağlamak içindir. (Kemal Gözler- Türk Anayasa Hukuku Genel Teorisi Cilt 2. Syf 566)

Bu nedenle mahkemenin, bu iddiası, zaten 55. Hükümetin güvenoyu alması ile çökmüştür. Mahkemenin yaptığı gerçek dışı değerlendirme sadece millet iradesini yok saymaktır.  Siyasi tercihler, yargısal ve matematik hesaplarına konu edilemez. Bu tercih, yargısal bir kararın değil, millet iradesinin bir sonucudur. Mevcut gerçekliğin dışında her türlü tespit ancak varsayım ve siyasi değerlendirmedir. Mahkemeler TBMM nin üstünlüğünü yok sayan, kendisini yürütme yerine koyan siyasi mülahazalar ve varsayımlarla hüküm tesis edemez. 

Demokratik siyasal sistemlerde bir siyasi partinin muhatabı, ancak diğer siyasi partilerdir. Bu bağlamda, herhangi bir siyasi parti hakkında siyasi değerlendirme, eleştiri ve suçlamaları yapacak olanların da halkın oylarına talip olan diğer siyasi partiler olacağında kuşku yoktur. Anayasasında demokratik hukuk devleti ile kuvvetler ayrılığı ilkelerini benimsemiş ve yargıç bağımsızlığı ile tarafsızlığına yer vermiş bir ülkede, mahkemenin herhangi bir siyasi partinin siyasi gücünü değerlendirmesi, ya da milletvekillerinin siyasi tercihlerini ve iradelerini sorgulaması hiçbir şekilde mümkün olamaz.

4. MAHKEMENİN; “MECLİSTE ÇOĞUNLUĞU SAĞLAYAN VE DAHA ÖNCE GÜVENOYU ALMIŞ DYP VE RP’NİN HÜKÜMETTE YER ALMAKSIZIN VE SADECE YASAMA ORGANINDA YER ALMALARININ PARTİLERİN VAROLUŞ AMAÇLARINA AYKIRI OLDUĞU, BU NEDENLE İSTİFA DİLEKÇESİNDE KULLANILAN İSTİFA KELİMESİ ANLAMININ NORMAL ANLAMININ DIŞINDA DEĞERLENDİRİLMESİ GEREKTİĞİTESPİTİ GERÇEK DIŞI VE MANTIKSAL TUTARLILIKTAN YOKSUNDUR.

Mahkeme, bu tespitinde, diğerlerinde olduğu gibi kendisi ile çelişmektedir. Mahkemenin iddiasına göre tehdit ve baskıyla istifa etmiş bir hükümet, birden hem de istifa ettiği 18 Haziran 1997 de siyasi amacını hatırlayarak, sadece yasama organında bulunmayı varoluş amacına aykırı bulup, iktidara talip olmuştur. Bu tespit karşında sorulacak soru şudur;

  • Baskı ve tehditle istifa ederken varoluş amacını hatırlamayan bir hükümet, istifa ile birlikte basına yaptığı açıklamada, aynı gün hükümete talip olduğunu ilan ederken var oluş amacını nasıl hatırlamıştır? 
  • Madem baskı ve tehditle istifa etmiştir, bu tehdit, aynı gün ortadan mı kalkmıştır?  
  • Madem baskıyla istifa etmiştir, neden aynı gün istifa ile birlikte iktidara tekrar talip olmuştur? 
  • Madem mahkemenin tespitinde olduğu gibi RP-DYP meclis çoğunluğunu sağlamaktadır, neden BB Partisi milletvekilleri ve 3 bağımsız milletvekilinin desteğine ihtiyaç duymuştur?

Mahkemenin bu tespiti, en başta mantık kurallarına aykırıdır. Tespitinde sebep-sonuç-mantık ilişkisi yoktur. Mahkemenin tespiti,  atılı suçu açıklamaktan uzak, hukuk dışı ve önerme mantığından yoksundur. Bu nedenle, mahkemenin “istifa” kelimesinin anlamının normal anlamının dışında değerlendirilmesi gerektiğinin sosyolojik, psikolojik, siyasi ya da hukuksal hiçbir yanı yoktur. Sadece atılı suça kılıf uydurmaya ilişkin, cılız ve tutarsız, çaresiz bir önermedir. Bu tespit, mahkemenin hükmünün ne denli zayıf ve dayanaksız olduğunu da açıklamaktadır. Mahkemenin, somut belgeler, maddi deliller ve tanık beyanları ortada iken, soyut zorlama siyasi kavramlarla hüküm kurması hukuk dışıdır.