TSK’NIN 28 ŞUBAT DÖNEMİNDE F.GÜLEN YASADIŞI TARİKATI İLE MÜCADELESİ VE SİYASİLERİN MÜCADELEYİ ENGELLEME ÇABASI

TSK’NIN TARİKATLAR, CEMAATLER VE FETHULLAH GÜLEN UNSURLARI İLE 28 ŞUBAT  DÖNEMİNDEKİ YASAL MÜCADELESİ, BU UNSURLARIN TSK YA SIZMA GİRİŞİMLERİ, MAHKEMENİN  KARAR / TESPİT /DEĞERLENDİRME ÇELİŞKİSİ  İLE BELGE GİZLEMESİ ;

Mahkeme kararında; sanıkların o dönemde FETÖ ile mücadele edildiği yönündeki savunmalarına itibar edilmediğini belirtmiştirMahkemenin bu garip tespiti, kendi gerekçesi ve dosyadaki belgeleri inkâr eden, sanık savunmalarıyla doğrudan bağlantısı bulunmayan, atılı suçla ilişkisi olmayan, üstelik gerçek dışı bir tespittirMahkemenin siyasi ihtiyaca göre ve o dönemin siyasileri ve tarikat üyelerinin, F.GÜLEN ile ilişkisi ve desteğini aklama gayretiyle atılı suçla ilişkisiz bu değerlendirmesini kararına monte ettiği düşünülmektedir. 

Gerekçeli karar, 3541;  “FETÖ ile mücadele edildiği yönündeki sanık savunmalarının, sanıkların savunma hakları kapsamında olduğu değerlendirilmiş, Türk Milletinin gözü önünde bütün açıklığı ile gerçekleşen olaylar ile hukuken geçerli kabul edilen ve ayrıntıları yukarıda belirtilen deliller ile sanıkların bu yöndeki savunmalarına itibar edilmemiştir. Sanıklar ve müdafileri tarafından 6 Mayıs 1997 tarihli ve 27 Mayıs 1997 tarihli belgelerin düzmece ve sahte olduğu ve FETÖ kumpası olduğu yönündeki savunmalarına bu delillerin tartışıldığı bölümde neden itibar edildiği ve sıhhati değerlendirildiğinden savunma kapsamında kalması nedeniyle itibar edilmemiştir.

Atılı suça ilişkin, iddianame ve gerekçeli kararda, devrim kanunlarıyla yasaklı bulunan ve anayasal düzene karşı bir iç tehdit olarak sayılan, tarikat, cemaat ve siyasal İslam gruplarıyla mücadelede, unsurların tespiti, izlenmesi ve TSK ya sızmasına karşı tedbirlere ilişkin her belgede özellikle F.GÜLEN isminin altını çizerek dikkat çekip,  bir suç delili olarak ileri sürmüştür.   Henüz 17-25 Aralık çatışması ve 15 Temmuz kalkışması olmadan hazırlanan iddianamede, neredeyse F.GÜLEN tarikatı neden izlendi, neden TSK’dan temizlendi isnadı ile davayı F.GÜLEN tarikatıyla mücadele suçuna çevirerek suç icat eden FETÖ zanlısı savcı Bilgilinin bu iddiası, gerekçeli kararda da aynen yer almakta ve yine atılı suça ilişkin belge olarak ileri sürülmektedir. Savcıların 15 Temmuz ve 17-25 Aralık öncesi hazırlanan iddianameye, methiyeler düzdüğü F.GÜLEN tarikatı ile ilişkili olduğundan bahisle TSK’dan atılan müştekilerin neredeyse tamamının ismi yazılarak,  bu ilişkinin birlik dışı özel yaşamı konusundaki tercihleri olduğu,  suç teşkil etmediği iddia edilmiş ve bu husus atılı suça delil gösterilmiştir. 

Ancak Mahkeme bu iddiayı  15 Temmuz sonrası hazırladığı gerekçeli kararında,  müştekilerin YAŞ kararlarında ihraç gerekçesi olarak açıkça yer alan “FETULLAH GÜLEN NURCU GRUBU MENSUBU” ibaresini müştekileri tek tek tanımlarken yazamamış ve   TSK dan atılma gerekçelerinden “FETULLAH GÜLEN” ibaresini silip  ya  “ NURCU GRUBU MENSUBU”  ifadesini kullanmış ya da F.GÜLEN iltisakını tamamen karartmıştır.  Mahkemenin bu kasıtlı delil karartma eyleminin, ne denli siyasi ve maksatlı olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Mahkemenin bu eylemi, TSK içinde faaliyeti tespit edilen  tarikat üyelerini TSK’dan ihraç etme idari işlemini suç sayan ve  F.GÜLEN TARİKATINA METHİYELER DÜZEN İDDİANAMEYİ, BU YÖNÜYLE GİZLEME ÇABASIDIR. 

Ancak, mahkeme bu kez de, gerekçeli kararda kendi iddiasını ve gerekçesini dahi inkâr ederek, atılı suçla ilişkili olmayan, o dönemde FETÖ ile mücadele edildiği yönündeki sanık savunmalarına itibar edilmediğini söylemektedir. Kendi içinde bile çelişkili olan kararı ve F.GÜLEN tarikatıyla etkin mücadele edildiğini açıklamadan önce şu hususları belirtmek gerekir; 

–  O dönemde FETÖ adıyla tanımlanmış bir terör örgütü bulunmadığından, FETÖ ile mücadele zaten söz konusu değildir. Sanık savunmalarının özü de; MGSB ve TÜMAS da sayılan, 406 sayılı MGK kararı, Bakanlar Kurulu kararı, başbakanlık ve bakanlık direktifleri ve Anayasa mahkemesi kararlarıyla da tespit edilen, Türkiye’de Şeriat hukukuna dayalı bir İslam Cumhuriyeti kurmayı amaçlayan siyasi dinci grupların, anayasal düzene karşı oluşturdukları çok yönlü tehdidin önlenmesi amacıyla, aralarında F.GÜLEN tarikatının da bulunduğu, devrim kanunlarıyla yasaklı bulunan, tarikat, cemaat ve siyasal İslam gruplarıyla top yekun mücadeleye ve TSK ya sızmalarını önlemeye yöneliktir.

  Mahkemenin gerekçeli kararının aksine, TSK’nın mücadelesine rağmen, herkesin gözü ününde yaşanan, o dönem hatta bu dönem siyasilerin, tarikatların, gazetecilerin bu örgüt elebaşına destek vermek üzere yarıştığı, tüm basın organlarının kişi ve tarikatına-cemaatine methiyeler düzdüğü ve bu örgütle ilişkisi nedeniyle TSK’dan ihraç edilenlere, mevzuata rağmen kamu kurumlarında görev verilip, korunduğu hatta haklarının yasayla geri verildiğidir. Bu kişilerin bir kısmı bugün FETÖ zanlısı olarak tutuklanmış olduğu herkesin malumudur. Zamanında bu örgüt üyesi olduğundan bahisle Silahlı Kuvvetlerden ilişiği kesilenlerin önemli bölümü, çıkarılan gece yarısı yasalarıyla (6191 SK) hakları ve rütbelerini tekrar geri almışlardır. Kaldı ki o dönemde F.GÜLEN tarikatı ile tüm tarikatlar işbirliği ve yoldaşlık ilişkisi ile çalışmış, aralarındaki geçirgenlik, işbirliği ve korumacılık üst düzeyde gerçekleşmiştir.

–  Mahkeme, gerekçeli kararda yine kendisiyle çelişen bir başka tespit ise;

FETÖ terör örgütü üyelerinin silahlı kuvvetler içerisinde ve diğer kritik kurumlarda kamuoyunda da bilindiği üzere eşlerine bilerek başörtü taktırmadıkları, sosyal etkinliklerde özellikle alkol kullanmak suretiyle kendilerini gizledikleri böylelikle sanıkların sadece irtica ile ilgili olarak şekli hususlara bakarak FETÖ terör örgütü üyeleri dışında diğer milli ve manevi değerlere bağlı olan personeli irticacı olarak değerlendirerek haklarında tutanak düzenleyerek işlem yaptıklarını anladığını belirtmiştir.  (Milli manevi değerler ile ilgili husular bir başka başlıkta detayları incelenmiştir.)

Mahkemenin tespitinin doğru olduğunu var sayarsak, o dönemde kendini gizleyen F.GÜLEN tarikatı ile ilişkisi ya da iltisaki gerekçesiyle TSK’dan atılan personel ve bunlara ait YAŞ dosyalarının da bulunmaması gerekir. Ancak mahkemenin dava dosyasında bulunan belgelerden dahi haberdar olmadığı ya da incelemediğini anlaşılmaktadır.

1996-1999 yılları arasında  TSK dan ihraç edilen 753 kişiden, F. GÜLEN Tarikatı ile iltisakları ve ilişkileri nedeniyle TSK dan ilişiği kesilen askerlerin toplamı 243 kişidir. Bu sayı içindeki F.GÜLEN TARİKATI iltisaklısı asker kökenli müştekilerin sayısı ise 72 dir (atılma gerekçeleri ve bilgileri iddianame ek 94, 95, 96 ve 97nci klasörlerde mevcuttur). Eğer mahkemenin, TSK’dan şekli husus olan, eşinin başörtüsü takıp takmadığına, içki içip içmediğine bakılarak, F. Gülen tarikatı dışında sözde diğer milli ve manevi değerlere bağlı olan personelin irticacı olarak değerlendirilip atıldığı iddiası doğru olsa idi, o dönemde, mahkemenin iddiasına göre; eşlerine bilerek başörtü taktırmayan, sosyal etkinliklerde özellikle alkol kullanmak suretiyle kendilerini gizleyen F.GÜLEN tarikatı iltisaklısı 243 TSK personelinin TSK’dan atılmaması gerekirdi Rakamlar mahkeme iddiasını çürütmektedir.

–  Üstelik iddianın aksine o dönemde, TSK’dan irticai faaliyetleri ve disiplin gerekçesiyle atılanların en yüksek miktarını F. GÜLEN mensupları oluşturmaktadır. Dava dosyasında bulunan YAŞ belgelerinde, TSK’dan atılanların, atılma gerekçesi, hangi tarikat, örgüt, siyasi İslam grubu içinde yer aldığını gösteren sayısal döküm aşağıdadır;

   AĞUSTOS 1996 – KASIM 1999 DÖNEMİ

(Not : TSK dan bu dönemde ihraç edilen personel sayısı 753 kişidir. Ancak dava klasörlerinde 7 kişinin dosyasına ulaşılamadığı için diğer bölümlerde bu sayı 746 olarak geçmektedir.)

F.GÜLEN tarikatı  ilişkisi / iltisakı nedeniyle TSK’dan ihraç edilen  243 personelin tam listesi  aşağıdadır (bu liste dava ek klasörlerindeki yaş belgelerinden hazırlanmıştır) ;

Not: 1996, 1997, 1998 ve 1999 yılları Yüksek Askeri Şura ile atılanların atılma gerekçeleri ve bilgileri iddianeme ek 94, 95, 96 ve 97 nci klasörlerde mevcuttur.

–  Kaldı ki müşteki ya da mağdur sıfatıyla davaya katılmayıp F. GÜLEN tarikatı üyesi ve yöneticisi (imamı) olduğu gerekçesiyle 28 Şubat döneminde, TSK’dan atılan, atıldıktan sonra Refah Partisi Belediyelerde işe alınan, daha sonra çıkan bir yasa ile hak ve rütbeleri geri verilen, ancak FETÖ üyeliği nedeniyle 701 nolu KHK ile rütbeleri ve hakları tekrar geri alınan TSK üyeleri de mevcuttur. Bunlardan bir kısmı;

(E) Dz.Bnb. Ceyhun Cesur   (1980-4988)

(E) Dz Bnb. Nail Doyuk  (1981-5076)

(E) Dz Bnb Ömer Fuat Özçelebi (1982-5212) (Banka Asya yöneticisi)

(E) Dz Bnb Cebrail Çelik (1984-5505)

–  Nurettin Veren’in 1996 Yılı TSK’ da  FETÖ Çekirdek Kadrosu Açıklamaları :

Bir zamanlar, F.Gülen tarikatının ikinci adamı olarak tanınan Nurettin Veren isimli şahsın 23 Ağustos 2016 tarihinde gazeteci Ahmet Hakan’ın konuğu olarak çıktığı CNN Türk adlı TV kanalında; F. Gülen tarikatının sivil yapılanmasının 1986 yılında başladığı, TSK içinde çekirdek kadro ile asıl örgütlenmeye başladıkları tarihin 1996 yılı olduğu, bu tarihte kamu kurumlarında Subay, Astsb, Kaymakam, Emniyet Amiri, Hâkim, Savcı vs. sayısının toplam 100 olduğunu bildiğini, bu rakamı da o tarihte FEM dershanesinde bir konuşma yapan F.Gülenden açıkça duyduğunu, bu 100 kişiden her birinin etrafında kazanılacak durumda olan 4-5 kişinin de var olduğunu TSK da Yzb-Bnb seviyesinde toplam 12 civarında örgüt üyesi asker olduğunu beyan etmiştir. (bu ifadeler tv programının 26 ve 28. dakikalarında yer almaktadır)

–  Nurettin Veren’in ahaber TV de 22 Ağustos 2016 tarihinde yaptığı programda, elinde dönemin Donanma Komutanı Güven Erkaya imza bloğu açılmış bir yazı göstererek FETHULLAH GÜLEN TSK ÇEKİRDEK KADROSUNUN bu evrakta yazılı olduğunu ve 1996 yılında Güven Erkaya adına imza bloğu açılmış evrakta; Gülen tarikatına mensup olduğu gerekçesiyle; “…Faaliyetlerinin takip edileceğini – “faaliyetleriyle ilgili kanaat oluşturacak, tespit ettiği hususları belgeleyerek tekemmül ettirdikleri evraklarla ilgili yönerge/yönetmelik esaslarına göre işlem yapacak veya işlem yapmak üzere Donanma Komutanlığına gönderilecektir “ emrinin ast birliklere gönderildiği anlaşılmaktadır. 

Bu isimlerden faaliyeti belgelenmiş olanların, o dönemde TSK’dan ilişiği kesilmiş, ilişiği kesilenlerin hakları daha sonra çıkan bir yasayla geri verilmiş ancak, bir kısmı tekrar FETÖ üyeliği nedeniyle tutuklanmış ya da 701 Nolu KHK ile rütbeleri tekrar geri alınmıştır. (program36.dakikası)

Evrakta yer alan İsimler  (Nurettin Veren’e göre TSK F.Gülen çekirdek kadro)

Dz.Alb İhsan Karaman 67-3650

Dz.Kur.Kd.Bnb Doğan Bozkurt 78-4694

Dz Kur Bnb Ceyhun Cesur 80-4898 (TSK’dan çıkartıldı,  701 N. KHK  ile tekrar  atıldı)

Dz.Kur.Kd.Yzb Orhan Sipahioğlu 81-5060( o dönemde TS’ dan çıkartıldı, FETÖ üyeliği ve Deniz Kuvvetleri İmamı olduğu gerekçesiyle  tutuklandı, medyada haberleri mevcuttur)

Dz.Kur.Kd.Yzb Erdal Atıl 81-5056 (o dönemde TSK’dan çıkarıldı)

Dz.Kur Kd.Yzb Melih Zopa 81-5059 (o dönemde TSK’dan çıkartıldı, son dönemde F.Gülen tarikatında  görev aldığını hatta Gülen’in talimatıyla  Cumhurbaşkanı Demirel ile görüştüğünü basın yoluyla  açıkladı)

Dz.Kur Kd.Yzb Nail Doyuk 81-5076( o dönemde TSK’dan çıkartıldı, FETÖ üyeliği gerekçesiyle 701 Nolu  KHK ile tekrar  atıldı)

Dz.Kur.Kd.Yzb Nejat Dinçer 81-5059

Dz.Kur.Kd.Yzb Emir Altıntaş 81-5064(o dönemde TSK’dan çıkartıldı, Nurettin Veren  tarafından adı asker imamlar ve TSK çekirdek kadro  arasında sayılmaktadır)

Dz.Kd Yzb Kenan Eren 80-4966

Dz.Kd.Yzb Mahir Çelikbaş 80-4952 (o dönemde TSK’dan çıkarıldı)

Dz.Yzb Orhan Şimşek 82-5190   (o dönemde  TSK’dan çıkartıldı)

Nurettin Veren’in 1996 yılında 12 kişi olduğunu söylediği çekirdek kadronun tamamı tespit edilmiş, TSK dan ilişiği kesilmiş, çıkan yasa ile hakları geri verilmiş ancak son dönemde ise 701 numaralı KHK ile TSK ile ilişiği tekrar kesilerek bir kısmı FETÖ imamı/örgüt üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklanmıştır. TV de gösterilen Güven Erkaya imza bloğu bulunan belgeden de anlaşılacağı gibi, haklarında yapılan tespitler belgelenerek tekemmül ettirilmiş, bu şahıslar gerekçeli kararda yer aldığı gibi, sanıkların sadece irtica ile ilgili olarak şekli hususlara bakarak FETÖ terör örgütü üyeleri dışında diğer milli ve manevi değerlere bağlı olan personeli irticacı olarak değerlendirilerek atılmadıkları belgesiyle sabittir. Kaldı ki diğer tarikatlara iltisakları nedeniyle TSK’dan ilişiği kesilen müştekilerin/personelin önemli bir bölümü küçük rütbeli olduğu, yaşları itibariyle evli dahi bulunmadıkları, yani başını örtecek eşlerinin dahi olmadığı, dava dosyasındaki belgelerden de anlaşılmaktadır. 

O dönemde F. Gülen tarikatı ile iltisaklı olduğu tespit edilerek TSK’dan atılan yukarıda adı geçen TSK mensuplarından, o dönem hükumeti ve yerel yöneticiler tarafından kamu görevine kabul edildikleri tespit edilenler, hem Hükümete hem de Cumhurbaşkanına sunulmuştur. Cumhurbaşkanlığı Arşiv Dolap No: 91703 Fihrist No: 22357 78 /78 sayı ile muhafaza edilen bu belge dava dosyası ek klasörlerine delil olarak konmuş olmasına rağmen ne iddianamede ne de gerekçeli kararda delil/belgeler arasında değerlendirilmemiş, gizlenmiştir. Bu tür belgeleri değerlendirmeden kasıtla kaçıran yargı,  o dönemde yapılan bu mücadeleyi karartmaya çalışmıştır.

Bu listede adı geçen kişilerden bir kısmı FETÖ üyeliği suçlamasıyla 701 numaralı kararname ile 2018 yılında tekrar rütbeleri geri alınmıştır. Bu kişiler;

(E) Dz.Bnb. Ceyhun Cesur   (1980-4988)            İstanbul Eminönü Belediyesi

(E) Dz.Kur.Kd.Yzb Orhan Sipahioğlu 81-5060   İstanbul Büyükşehir Belediyesi

(E) Dz.Kur.Kd.Yzb Emir Altıntaş 81-5064         İstanbul Büyükşehir Belediyesi

( Cumhurbaşkanlığı arşivinde 91703 dolap numarasıyla saklanan 20 kişilik belge ek’tedir)

Nurettin Veren TV programında;  Dz.Kur.Kd.Yzb Orhan Sipahioğlu,  Dz Kur.Bnb. Melih Zopa ve  Dz.Kur.Kd.Yzb Emir Altıntaş’ın Deniz Kuvvetlerinin gizli bilgilerini temin ederek ABD ye gönderdiklerini açıklamıştır. Ancak bu isimlere RP Belediyelerinde görev verilmiştir. (Cumhurbaşkanlığı Arşivi Dolap No: 91703,Fihrist No: 22357-77/78)

Fehmi Koru ve FETÖ Başı Gülen’in “28 Şubat Döneminde TSK’nın F.GÜLEN Tarikatı ile Mücadelesini Kanıtlayan Beyanları;

–  Fehmi Koru, 20 Ekim 2016 tarihinde 15 Temmuz darbesini araştıran TBMM komisyonuna verdiği ifadesinde; FETÖ cü lerin 28 Şubatta kimyaları bozuldu, 28 Şubattan yarar gören değil, zarar gören bir durumdaydı. Geçekten çok tedirgin ve rahatsızdılar. O dönemde kendilerini askerlere yakın olarak tanıtmış bazı isimler askerler şundan hoşlanıyorlar deyince hemen tedbir alıyorlardı. Belki öyle bir telkin sonucu o açıklamalar yapılmış olabilir. 28 Şubatta Askerlerin kendi kurumlarını kapatmalarından endişelendiler” demiştir.

–  FETÖ başının 14 Ocak 2019 tarihinde yaptığı ve 19/1/2019 tarihinde Oda tv de yer alan konuşmasında “ 28 Şubatın hem tekmesini hem yumruğunu yedim en fazla 28 Şubatta bana müdahele edildi” demek suretiyle TSK’nın o dönemdeki FETÖ ile mücadelesini net bir şekilde ortaya koymuştur. Bu da önemli bir delilidir.

(https://odatv.com/cihd-i-asgardan-cihd-i-ekbere-donuyoruz-19011924.html)

TSK’nın F.GÜLEN’in Ülke İçin En Büyük Tehlike Olduğunu Açıklayan, Ancak Savcının Suç Delili Olarak Dosyaya Koyduğu  TSK Belgelerinden Özetler :

–  17 Mart 1998 tarihinde Gnkur. Başkanı tarafından MGK toplantısı dışında, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e “İRTİCA NE DURUMDADIR” başlıklı brifing verilmiş, brifingde; F.GÜLEN tarikatı en geniş şekilde anlatılmış, bu örgütün dine dayalı devlet düzeni kurmaya çalıştığı, bu tespit mahkemece belirlenerek hakkında 3 yıl mahkûmiyet kararının olduğu, bu amaçla okul, dershane, vakıf, işyeri, şirket şeklinde yurt içi ve yurt dışında örgütlendiği, resmi bir sıfatı olmamasına rağmen Papa ile görüştüğü ve uluslararası destek arayışında olduğu, Ruhban Okulunun açılmasını destekledikleri, eğitim alanında 350 trilyon yatırımlarının olduğu, Papa’yı İsa’nın 2000 inci doğum yılı vesilesiyle Türkiye davet ettiği ve Diyanet İşleri Başkanının itibarını zedelediği, bürokrasiye hâkim olan devlete hâkim olur prensibiyle devletin icra birimlerinde örgütlendiği gibi devletin Milli Güvenlik siyasetine tehdit olan bu örgüt hakkında oldukça detaylı bilgiler sunulmuş ve TSK bünyesinde sızmalara karşı her türlü tedbir alınmıştır. (TBMM Raporu sayfa 1089-1100). Bu brifingi Cumhurbaşkanı Demirel 28 Mart 1998 tarihli MGK toplantısına da dahil ettirmiştir.   

–  İddianame s. 453 de “YASA DIŞI ÖRGÜT” konulu belgede; F.GÜLEN tarikatının Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmak için en fazla gayreti gösteren grup olduğu anlatılmaktadır. Bu belge suç delili olarak gösterilmektedir.

–  İddianame s. 454. de; “F.GÜLEN RAPORU” konulu 72 sayfalık raporun Milli Güvenlik Kuruluna sunulduğunu, bu raporda cemaatin hedefi, stratejisi, yurt içi ve yurt dışı faaliyetleriyle bu tehdide karşı alınacak tedbirlere ilişkin tekliflerin sıralandığı belirtilmektedir.  Savcı Bilgili MGK da neyin konuşulup konuşulmayacağına, milli siyasetin ne olması gerektiğine karar veremeyeceği gibi, devletin milli siyasetini yok sayan ve anayasa da yer almayan kendine göre bir hukuk sistemi kurmaya çalıştığı, mahkemenin de bu sistemi desteklediği anlaşılmaktadır. Bu iddianamenin yazıldığı tarihin 15 Temmuz 2016 kalkışmasından önce olduğu düşünüldüğünde, bu iddianame ve dolaylı olarak iddianameye hak veren hükmün, aslında Fetullah tarikatı ile mücadeleyi yargıladığı ve bu örgütün devlet kurumlarında yerleşmesine imkân sağladığı da anlaşılmaktadır.

–  Ayrıca, F. GÜLEN tarikatında yer almış, iltisakları, ilişkileri tespit edilerek o dönemde TSK’dan atılan ve iddianamede müşteki sıfatıyla yer alan 40 dan fazla kişi hakkında Av.Şule Nazlıoğlu Erol tarafından 5.Ağır Ceza Mahkemesine listesi sunularak, bu listenin Cumhurbaşkanlığına da gönderildiği belirtilip suç duyurunda bulunması talep edilmiştir. Ancak mahkeme bu talebi reddetmiştir. Bu şahıslar hakkında soruşturma başlatıldığı, Köşe yazarı Vehbi Kara’nın (TSK dan F.Gülen tarikatı mensubu olduğu gerekçesiyle atılan) 10.2018 tarihinde akasyam.com sitesinde yayınlanan makalesinden anlaşılmaktadır.

–  Gerekçeli Kararda Yer Alan Mahkemenin Garip Tespiti;

Mahkeme, gerekçeli kararda, dosyadaki belgeleri dahi inkâr eden, soyut, taraflı olarak değerlendirilecek aşağıda yer alan ilginç bir tespitte de bulunmuştur;

…dolayısıyla FETÖ terör örgütü üyeleriyle suç tarihi itibariyle mücadele edildiği yönündeki savunmalarının gerçeği yansıtmadığı gibi, meydana gelen olaylar ve yapılan eylemler Türk Milletinin gözü önünde gerçekleşip açıkça FETÖ terör örgütü üyelerine yönelik olmadığı ortada olup belgelerde F.Gülen isminin geçmesinin bu kişiler ile mücadele edildiği anlamına gelmeyeceğinden bu kişiler ile mücadele edilmediği anlaşılmış, bu yöndeki beyanlar, savunma kapsamında değerlendirilmiştir.

Mahkeme, belgelerde F. Gülen isminin geçmesinin bu kişiler ile mücadele edildiği anlamına gelmeyeceği, bu nedenle bu kişiler ile mücadele edilmediği anlaşılmıştır şeklinde hukuk tarihine geçecek en akıl dışı ve taraflı gerekçesiz bir hüküm tesis ettiği görülmektedir. Kaldı ki, öncelikle o dönemde FETÖ örgütü adıyla mahkeme tescilli bir örgüt bulunmadığı, mücadelenin TSK dışında tüm devlet sistemine ait olduğu da düşünüldüğünde daha da ilginci, mahkeme kararında, F. GÜLEN tarikatıyla mücadele edilmediğini ileri sürmekle birlikteTSK’dan atılan personelin,  gerekçesiz atıldığı ve F. GÜLEN tarikatı ile iltisaklı olduğu gerekçesiyle atılanların müşteki olarak davaya dahil edilmesi ve bu hususun bir suç unsuru olarak hükmün gerekçesinde yer almasıdır. İddianame aşağıdaki örneklerle doludur. 

İddianame syf.850-851; Müşteki Uğur ATAR  ile ilgili değerlendirmesinde, Yüksek Askeri Şuraya sevk yazısında belirtilen “Fethullah GÜLEN Nurcu gurubu mensubu olduğu, Ast.sb. Coşkun ERTEM’in imamlığında örgütsel halka içinde yer aldığı,örgütün sivil sorumlularından Ömer isimli şahsın örgüt evinde yaptığı toplantılara katıldığı, örgüte maddi yardımlarda bulunduğu, Atatürk İlkeleri ile Anayasada belirtilen Cumhuriyetin temel niteliklerine karşı olduğu, ”şeklindeki iddialarda müştekinin suç olarak değerlendirilebilecek bir faaliyetinin ortaya konamadığı, ileri sürülen iddiaların müştekinin askerlik görevi dışında, suç teşkil etmeyen, toplum içerisindeki özel yaşamı konusundaki tercihlerinin, TSK’dan  atılmasına gerekçe yapıldığı, özel hayatındaki ilişkilerin suç teşkil ettiğine dair delil ortaya konmadığıanlaşılmıştır. (268. klasör, sayfa 213-219)

Bu değerlendirmenin, evrensel hukuk, belge ve deliller ile tarihi gerçekler karşısında hiçbir hüküm ifade etmesi mümkün olmadığı kadar, zorlama ve siyasi amaca hizmet eden bir tespit olduğu da anlaşılmaktadır.  Kaldı ki büyük bir kısmı o dönemde F. GÜLEN cemaati ile iltisaklı olduğu gerekçesiyle TSK’dan çıkartılan mağdur/müştekilerin,  17-25 Aralık 2013 olayları ve 15 Temmuz 2016 FETÖ kalkışması sonrasında, bu iltisaklarını inkâr etmeleri ve kendi durumlarını gizlemek üzere beyanda bulunmaları zaten beklenen, devam eden FETÖ davaları ve hayatın olağan akışı ile son derece uyumlu olduğu da açıktır.

O DÖNEMDE F. GÜLEN TARİKATINA MENSUP KİŞİLER DİĞER TARİKATLARA MENSUP TSK PERSONELİNE YAPILDIĞI GİBİ VE AYRIM GÖZETMEDEN MESLEKTEN ÇIKARILMIŞLARDIR. DOLAYISIYLA, MAHKEMENİN MANTIĞI İLE 15 TEMMUZUN KISMEN DE OLSA SORUMLUSU İDDİANIN AKSİNE, ONLARI BİR ŞEKİLDE KAMU VEYA ÖZEL KURULUŞLARDA İSTİHDAM EDEN, 6191 SAYILI YASA GİBİ ÇEŞİTLİ KANUN HÜKÜMLERİNCE KORUYUP KOLLAYANLARDIR. 

EMİLE ZOLA’NIN SÖYLEDİĞİ GİBİ; GERÇEK YÜRÜYOR VE ONU HİÇ BİRŞEY DURDURAMAZ.